İngiliz Sunday Telegraph gazetesi Amerikan hava kuvvetlerinin Körfez ülkelerindeki askeri yetkililerle ortak bir İran operasyonu üzerine çalıştığını ve Arap ülkelerini operasyona hazırladığını yazdı. Gazete geçtiğimiz hafta Amerika'nın başkenti Washington'da düzenlenen hava savunma konulu bir konferansta AB ve Körfez ülkeleri arasında istihbarat paylaşımı ve ortak tatbikat konuları üzerinde çalışıldığını yazdı. Amerikan Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) bölge ülkelerinin savaş pilotlarını İran'a olası operasyon için eğitmek amacıyla Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) bir merkez kurduğunu da belirtti.
ÜRDÜN VE BAE PROGRAMDA
Bu merkeze Ortadoğu'da Amerika'nın müttefiki olan Ürdün ve BAE gibi ülkelerden pilotların özel eğitim için geldiğini belirten Sunday Telegraph, bu pilotların istihbarat ve operasyon bilgileri aldığını ve operasyona hazırlandığını belirtti. Amerika'nın en büyük üslerinin bulunduğu bu ülkede kurulan hava güvenlik merkezinin aynı ABD'nin Nevada'daki üssünün bir benzeri olduğuna dikkat çeken gazete konferansta tüm bu detayların bir kez daha masaya yatırıldığına dikkat çekti.
01 Ekim 2007 Pazartesi
Pakistan'da intihar saldırısı: 15 ölü
Pakistan'ın kuzeybatısında Kuzey Veziristan bölgesindeki Bannu kentinde düzenlenen intihar saldırısında, ilk belirlemelere göre 15 kişi öldü, 18 kişi yaralandı.
Polis açıklamasında, Bannu kentinde polis kontrol noktasında bir araç içindeki bombanın infilak ettirilmesi sonucu 4 polis ile saldırgan dahil 11 kişinin öldüğü bildirildi.
Bir polis yetkilisi, intihar saldırganının, aracın şoförü ya da burka içindeki aracın yolcusu olabileceğini söyledi.
Polis açıklamasında, Bannu kentinde polis kontrol noktasında bir araç içindeki bombanın infilak ettirilmesi sonucu 4 polis ile saldırgan dahil 11 kişinin öldüğü bildirildi.
Bir polis yetkilisi, intihar saldırganının, aracın şoförü ya da burka içindeki aracın yolcusu olabileceğini söyledi.
Japonya'da deprem erken uyarı sistemi devreye girdi
Japonya'da şimdiye kadar sadece risk altındaki işletme ve kurumlara yönlendirilen erken deprem uyarılarını, artık bütün Japonlar alacak. ..
Meteoroloji kurumu yetkilisi Makoto Saito, "Depremin geldiğini haber veren işaretleri, bundan böyle sivil ahaliye de bildireceğiz" dedi. Büyük bir depremin geldiğini haber veren alarm; radyolar, TV'ler, sokaklardaki hoparlörler, cep telefonu, internet gibi sistemlerle verilecek.
Depremi önceden haber verecek sistem geliştirme çalışmaları yıllardır yapılıyor. Yeni geliştirilen erken uyarı sistemi, sarsıntıyla açığa çıkan zararsız "P" dalgalarını tespit ederek depremi 30-40 saniye önce haber verebiliyor. "P" dalgalarını, onlardan iki kat hızla hareket eden "S" dalgaları takip ediyor. İşte bu dalgalar yıkıcı oluyor.
Alarmla sarsıntının hissedilmesi arasındaki süre fazla olmasa da bu kısıtlı zaman özellikle nükleer santral, demir yolu ve inşaat şirketi gibi kurumlara fazla risk taşıyan faaliyetlerini derhal durdurma imkânı veriyor.Japon uzmanlar, depremin 10 saniye önceden haber verilmesiyle bile can kaybının yüzde 90 azalacağını düşünüyor. Erken uyarı sistemi, sık sık küçük depremlerle sarsılan Japonya'da halkı panikletmemek amacıyla sadece büyük depremlerden önce verilecek. Dünyadaki büyük depremlerin beşte biri Japonya'da oluyor.
Yayın tarihi: 1 Ekim 2007, PazartesiWeb adresi: http://www.sabah.com.tr/2007/10/01//haber,9EAE1C8D232F454EBDB14EEE089ACBF8.htmlTüm hakları saklıdır.Copyright © 2003-2007, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Meteoroloji kurumu yetkilisi Makoto Saito, "Depremin geldiğini haber veren işaretleri, bundan böyle sivil ahaliye de bildireceğiz" dedi. Büyük bir depremin geldiğini haber veren alarm; radyolar, TV'ler, sokaklardaki hoparlörler, cep telefonu, internet gibi sistemlerle verilecek.
Depremi önceden haber verecek sistem geliştirme çalışmaları yıllardır yapılıyor. Yeni geliştirilen erken uyarı sistemi, sarsıntıyla açığa çıkan zararsız "P" dalgalarını tespit ederek depremi 30-40 saniye önce haber verebiliyor. "P" dalgalarını, onlardan iki kat hızla hareket eden "S" dalgaları takip ediyor. İşte bu dalgalar yıkıcı oluyor.
Alarmla sarsıntının hissedilmesi arasındaki süre fazla olmasa da bu kısıtlı zaman özellikle nükleer santral, demir yolu ve inşaat şirketi gibi kurumlara fazla risk taşıyan faaliyetlerini derhal durdurma imkânı veriyor.Japon uzmanlar, depremin 10 saniye önceden haber verilmesiyle bile can kaybının yüzde 90 azalacağını düşünüyor. Erken uyarı sistemi, sık sık küçük depremlerle sarsılan Japonya'da halkı panikletmemek amacıyla sadece büyük depremlerden önce verilecek. Dünyadaki büyük depremlerin beşte biri Japonya'da oluyor.
Yayın tarihi: 1 Ekim 2007, PazartesiWeb adresi: http://www.sabah.com.tr/2007/10/01//haber,9EAE1C8D232F454EBDB14EEE089ACBF8.htmlTüm hakları saklıdır.Copyright © 2003-2007, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Sabancıların yalısına gemi çarptı
Sabancı ailesinin Üsküdar Kandilli'de bulunan yalısına, sabaha karşı Lara isimli kuru yük gemisi çarptı. Gemi yalının iskelesine zarar vererek kaçtı. Olaydan sonra polis alarma geçti. Deniz polisi kaçan geminin peşine düşerken Üsküdar polisi de yalıda incelemelerde bulundu.
Sabah saat 06:00 sıralarında yaşanan kaza şöyle gelişti: Lara isimli kuru yük gemisi Sabancı ailesine ait Üsküdar Kandilli'de bulunan yalının iskelesine çarptı. Çarpmanın etkisiyle iskelenin dubaları sökülürken, iskelenin bir kısmı da çöktü. Gemi olaydan hemen sonra Karadeniz istikametine hareket ederek gözden kayboldu. Olayın ihbarını alan polis alarma geçti.
Deniz polisi de İstanbul Boğazı'nda gemiyi aramaya başladı. Yalıdaki görevliler geminin çarptıktan sonra uzaklaştığını söyledi. Yalıda büyük çaplı hasar oluşmadığını da aktaran görevliler daha fazla bilgi vermekten kaçındı.
Sabah saat 06:00 sıralarında yaşanan kaza şöyle gelişti: Lara isimli kuru yük gemisi Sabancı ailesine ait Üsküdar Kandilli'de bulunan yalının iskelesine çarptı. Çarpmanın etkisiyle iskelenin dubaları sökülürken, iskelenin bir kısmı da çöktü. Gemi olaydan hemen sonra Karadeniz istikametine hareket ederek gözden kayboldu. Olayın ihbarını alan polis alarma geçti.
Deniz polisi de İstanbul Boğazı'nda gemiyi aramaya başladı. Yalıdaki görevliler geminin çarptıktan sonra uzaklaştığını söyledi. Yalıda büyük çaplı hasar oluşmadığını da aktaran görevliler daha fazla bilgi vermekten kaçındı.
Çin 200 milyar dolarlık yatırım fonu kurdu
Çin Hükümeti'nin kurduğu 200 milyar dolarlık yatırım fonu şirketi AB'yi korkuttu. Avrupalılar, Çin'in kurulan fon üzerinden AB'li şirketleri alarak etkinliğini artırmasından çekiniyor..
Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya'nın ardından Çin'de devlete ait yatırım fonu kurduğunu duyurdu. Cumartesi günü Çinli yetkililer tarafından resmen faaliyete geçtiği duyurulan China Investment Corp.'un (CIC) ülkenin elinde bulunan döviz rezervlerini başta sermaye piyasaları olmak üzere gayrimenkul ve diğer varlıkların satın alımlarında kullanacağı belirtildi. İlk etapta 200 milyar dolarlık bir kuruluş bütçesine sahip olan fonun başta Avrupa ve ABD olmak üzere dünyanın her bölgesinde varlık alışverişine gireceği belirtiliyor.
AB TEDİRGİN
Avrupa Birliği Asya, Rusya ve Ortadoğu kökenli devlet fonlarının, Birlik ülkelerine ait enerji ve telekom şirketlerini almasından endişe ediyor. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere çok sayıda AB ülkesi Çin ve Rusya'ya ait devlet fonlarının siyasi amaçla Avrupa'da şirket alımı yaparak, AB üzerinde baskı kurmasından endişe ediyor. AB Komisyonu bu korkuya çözüm olarak başta elektrik, doğalgaz, nükleer enerji ve telekom olmak üzere birçok sektöre AB haricinden alıcıların girmesini engellemeye yönelik özel yasalar hazırladı. Dünyanın en zengin 7 ülkesinin oluşturduğu G7'ler gelecek ay Washington'da bir araya gelerek devlet fonlarına karşı ortak strateji geliştirmeye çalışacak.
ŞEFFAFLIK ŞART
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean Claude Trichet yaptığı açıklamada devlet veya kişilere ait fonların faaliyetlerine yönelik yeterince şeffaf davranmamaları halinde küresel ekonominin bu durumdan zarar göreceğini dile getirdi. 1.4 trilyon dolarlık döviz rezervi bulunan Çin'de rezervler yılın ilk yarısında 266 milyar dolarlık rekor artış kaydetti. Bu rakam geçen yıl Çin'in döviz rezervlerindeki toplam artışını da geride bıraktı.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya'nın ardından Çin'de devlete ait yatırım fonu kurduğunu duyurdu. Cumartesi günü Çinli yetkililer tarafından resmen faaliyete geçtiği duyurulan China Investment Corp.'un (CIC) ülkenin elinde bulunan döviz rezervlerini başta sermaye piyasaları olmak üzere gayrimenkul ve diğer varlıkların satın alımlarında kullanacağı belirtildi. İlk etapta 200 milyar dolarlık bir kuruluş bütçesine sahip olan fonun başta Avrupa ve ABD olmak üzere dünyanın her bölgesinde varlık alışverişine gireceği belirtiliyor.
AB TEDİRGİN
Avrupa Birliği Asya, Rusya ve Ortadoğu kökenli devlet fonlarının, Birlik ülkelerine ait enerji ve telekom şirketlerini almasından endişe ediyor. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere çok sayıda AB ülkesi Çin ve Rusya'ya ait devlet fonlarının siyasi amaçla Avrupa'da şirket alımı yaparak, AB üzerinde baskı kurmasından endişe ediyor. AB Komisyonu bu korkuya çözüm olarak başta elektrik, doğalgaz, nükleer enerji ve telekom olmak üzere birçok sektöre AB haricinden alıcıların girmesini engellemeye yönelik özel yasalar hazırladı. Dünyanın en zengin 7 ülkesinin oluşturduğu G7'ler gelecek ay Washington'da bir araya gelerek devlet fonlarına karşı ortak strateji geliştirmeye çalışacak.
ŞEFFAFLIK ŞART
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean Claude Trichet yaptığı açıklamada devlet veya kişilere ait fonların faaliyetlerine yönelik yeterince şeffaf davranmamaları halinde küresel ekonominin bu durumdan zarar göreceğini dile getirdi. 1.4 trilyon dolarlık döviz rezervi bulunan Çin'de rezervler yılın ilk yarısında 266 milyar dolarlık rekor artış kaydetti. Bu rakam geçen yıl Çin'in döviz rezervlerindeki toplam artışını da geride bıraktı.
İMKB'ye bin dolar yatıran 819 $ kazandı
Bir yıl önce borsada yatırım yapanın bin doları 819 dolar kazandı. İMKB'nin dolar bazında getirisi % 81.9 oldu..
Bir yıl önce yurt dışından döviz getirerek İMKB'ye yatıran yatırımcıların her bin doları bin 819 dolar oldu. Geçen yıl Eylül sonunda bin dolar bozdurarak elde ettiği bin 497 YTL ile Borsa'ya giren bir yatırımcı, bu yıl aynı tarih itibariyle bu birikimini 2 bin 191 YTL'ye çıkardı. Bu birikim aynı tarihte 1.2048 YTL'ye inen kurdan yeniden dolara çevrildiğinde bin 819 dolar etti. Buna göre bir yıl öne getirilerek Borsa'ya yatırılan sıcak paranın her bin doları, 819 dolar kazandı. Bir yıllık dönemde yüzde 81.9'la başka ülkelerde 15-20 yılda elde edilebilecek bir getiri sağlandı. Yabancı yatırımcıların İMKB portföyü ikiye katlandı. ANKA'nın belirlemelerine göre İMKB Endeksi, son bir yılda yüzde 46.4 artış gösterdi. Geçen yıl Eylül sonunda 36 bin 925 olan endeks, bu yıl artan yabancı alımlarının da etkisiyle Temmuz sonunda 53 bin sınırına yaklaşırken, Ağustos ayında dış piyasalardaki dalgalanmanın etkisiyle 50 bin dolayına geriledi. Eylül'de ise özellikle FED'in aldığı faiz indirimi kararının tüm dünyada yol açtığı rahatlamanın etkisiyle başlayan hızla artış trendi sonunda Endeks, ay sonu itibariyle 54 bin 44 düzeyinde oluştu. Son bir yılda dolar kurundaki gerileme ise yüzde 20'ye yaklaştı. Geçen yıl Eylül sonu itibariyle 1.4971 YTL olan dolar, bu yıl özellikle Haziran'dan bu yana hızlanan düşüşlerle Eylül sonu itibariyle 1.2048'e kadar geriledi. Buna göre dolar kuru bir yıl önceki düzeyinin yüzde 19.5 altına indi. Son bir yıllık dönemde yabancılar para getirerek İMKB'ye yatırdıkça Endeks hızla artarken, yüklü döviz girişlerinin kuru aşağı çekmesi, yabancı portföylerinin dolar cinsinden değerinin çok daha hızlı artmasını sağladı.
Bir yıl önce yurt dışından döviz getirerek İMKB'ye yatıran yatırımcıların her bin doları bin 819 dolar oldu. Geçen yıl Eylül sonunda bin dolar bozdurarak elde ettiği bin 497 YTL ile Borsa'ya giren bir yatırımcı, bu yıl aynı tarih itibariyle bu birikimini 2 bin 191 YTL'ye çıkardı. Bu birikim aynı tarihte 1.2048 YTL'ye inen kurdan yeniden dolara çevrildiğinde bin 819 dolar etti. Buna göre bir yıl öne getirilerek Borsa'ya yatırılan sıcak paranın her bin doları, 819 dolar kazandı. Bir yıllık dönemde yüzde 81.9'la başka ülkelerde 15-20 yılda elde edilebilecek bir getiri sağlandı. Yabancı yatırımcıların İMKB portföyü ikiye katlandı. ANKA'nın belirlemelerine göre İMKB Endeksi, son bir yılda yüzde 46.4 artış gösterdi. Geçen yıl Eylül sonunda 36 bin 925 olan endeks, bu yıl artan yabancı alımlarının da etkisiyle Temmuz sonunda 53 bin sınırına yaklaşırken, Ağustos ayında dış piyasalardaki dalgalanmanın etkisiyle 50 bin dolayına geriledi. Eylül'de ise özellikle FED'in aldığı faiz indirimi kararının tüm dünyada yol açtığı rahatlamanın etkisiyle başlayan hızla artış trendi sonunda Endeks, ay sonu itibariyle 54 bin 44 düzeyinde oluştu. Son bir yılda dolar kurundaki gerileme ise yüzde 20'ye yaklaştı. Geçen yıl Eylül sonu itibariyle 1.4971 YTL olan dolar, bu yıl özellikle Haziran'dan bu yana hızlanan düşüşlerle Eylül sonu itibariyle 1.2048'e kadar geriledi. Buna göre dolar kuru bir yıl önceki düzeyinin yüzde 19.5 altına indi. Son bir yıllık dönemde yabancılar para getirerek İMKB'ye yatırdıkça Endeks hızla artarken, yüklü döviz girişlerinin kuru aşağı çekmesi, yabancı portföylerinin dolar cinsinden değerinin çok daha hızlı artmasını sağladı.
Dolar 1.20 YTL seviyesinde
İstanbul serbest piyasada dolar 1,2050 YTL, avro 1,7160 YTL'den güne başladı.Kapalıçarşı'da 1,2030 YTL'den alınan dolar 1,2050 YTL'den satılıyor. 1,7140 YTL'den alınan avronun satış fiyatı ise 1,7160 YTL olarak belirlendi. Serbest piyasada Cuma günkü kapanışta doların satış fiyatı 1,2050 YTL, avronun satış fiyatı 1,7080 YTL olmuştu.
Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, FED'in faiz indirimiyle birlikte gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolara karşı değer kazandığını, YTL'nin de önümüzdeki günlerdeki değer kazanma sürecinin devam edeceğini söyledi.
Enflasyon rakamlarının açıklanması sonrasında 3-16 tarihleri arasındaki Merkez Bankası Para Kurulu toplantısı ve IMF'nin Türkiye'ye gelişi gibi konuların döviz piyasası üzerinde etkili olacağını ifade eden Uskuay, alım müdahalelerinin gerçekleşmemesi halinde ise dolar kurunun 1.10 seviyelerine inebileceği öngörüsünde bulundu.
Goldaş Kıymetli Madenler A.Ş Hazine Uzmanı Dilek Özçelik de, piyasaların bu hafta içinde ABD'den gelen ekonomik verilere odaklandığını, konut satışlarının dayanıklı mal siparişleri ve tüketici güveninin düşük gelmesi gibi unsurların ABD ekonomisinin zayıflığının devam ettiğine dair işaretler olduğunu söyledi. Bu nedenle piyasalarda FED'in 31 Ekim'de yapacağı toplantısında yeni bir faiz indirimi yapacağına dair beklentiler oluştuğunu vurgulayan Özçelik, altın fiyatlarında hafta boyunca 723-736 dolar bandında hareketler gözlendiğini ifade etti. Özçelik, parite ve petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisi altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketin devamını getireceğini, teknik olarak bakıldığında ise altının 736 dolar seviyelerini kırmakta zorlandığını, parite ve petrol fiyatlarının desteklemesine bağlı olarak alım pozisyonlarının devam etmesiyle ilk olarak 740 dolar sonrasında 750 dolar seviyelerine doğru yükseliş beklenebileceğini kaydetti.
Önümüzdeki hafta da ABD'de ev satışları, iş başvuruları, işsizlik oranı, otomobil satışları ve tarım dışı istihdam verileri açıklanacağını dile getiren Özçelik, bu verileri piyasalar için önemle takip edileceğini söyledi.
Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, FED'in faiz indirimiyle birlikte gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolara karşı değer kazandığını, YTL'nin de önümüzdeki günlerdeki değer kazanma sürecinin devam edeceğini söyledi.
Enflasyon rakamlarının açıklanması sonrasında 3-16 tarihleri arasındaki Merkez Bankası Para Kurulu toplantısı ve IMF'nin Türkiye'ye gelişi gibi konuların döviz piyasası üzerinde etkili olacağını ifade eden Uskuay, alım müdahalelerinin gerçekleşmemesi halinde ise dolar kurunun 1.10 seviyelerine inebileceği öngörüsünde bulundu.
Goldaş Kıymetli Madenler A.Ş Hazine Uzmanı Dilek Özçelik de, piyasaların bu hafta içinde ABD'den gelen ekonomik verilere odaklandığını, konut satışlarının dayanıklı mal siparişleri ve tüketici güveninin düşük gelmesi gibi unsurların ABD ekonomisinin zayıflığının devam ettiğine dair işaretler olduğunu söyledi. Bu nedenle piyasalarda FED'in 31 Ekim'de yapacağı toplantısında yeni bir faiz indirimi yapacağına dair beklentiler oluştuğunu vurgulayan Özçelik, altın fiyatlarında hafta boyunca 723-736 dolar bandında hareketler gözlendiğini ifade etti. Özçelik, parite ve petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisi altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketin devamını getireceğini, teknik olarak bakıldığında ise altının 736 dolar seviyelerini kırmakta zorlandığını, parite ve petrol fiyatlarının desteklemesine bağlı olarak alım pozisyonlarının devam etmesiyle ilk olarak 740 dolar sonrasında 750 dolar seviyelerine doğru yükseliş beklenebileceğini kaydetti.
Önümüzdeki hafta da ABD'de ev satışları, iş başvuruları, işsizlik oranı, otomobil satışları ve tarım dışı istihdam verileri açıklanacağını dile getiren Özçelik, bu verileri piyasalar için önemle takip edileceğini söyledi.
İhracat 12 haneyle tanışıyor: 100.000.000.000 dolar
Eylül sonu itibariyle yıllık ihracat Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez 12 haneli rakamla tanışacak ve 100 milyar dolarlık psikolojik sınırı geride bırakacak Özal'ın 1980 sonrası 3 milyar dolarla başlattığı 'ihracata dayalı büyüme' modelinde 100 milyar dolarlık rakamı görmek için 17 hükümet geride kaldı..
Eylül ayında yıllık ihracat, Cumhuriyet tarihinde 12 haneli ihracat rakamı dönemini açacak ve 100 milyar dolarlık psikolojik sınırı geride bırakacak. 1923- 1989 yılları arasındaki 67 yılda yapılan toplam ihracatı eylül itibariyle son bir yıla sığdırmayı başaran Türkiye ekonomisinde yeni hedef 2013'te 500 milyar dolarlık hedefi yakalamak. 1980'li yıllara kadar ithal ikameci bir dış ticaret politikası benimseyen hükümetler, 1980 darbesinden sonra ekonominin iplerini eline alan Turgut Özal ile birlikte yeni bir kavramla tanıştı: İhracata dayalı büyüme. Önce Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) çok güçlü olduğu dönemde meşhur 24 Ocak kararlarının mimarı olarak DPT Müsteşar vekilliği koltuğunda 1983'ün son günlerinde de Bülend Ulusu'dan devraldığı başbakanlığı döneminde ihracatın hem yapısını hem de miktarını değiştiren Özal, Türkiye ekonomisinin yüzünü dışa döndürerek sonraki hükümetlere de önemli bir fırsat penceresi yarattı. 1980'lerde 3 milyar dolarlık ihracatın yüzde 90'ı tarım ürünleri iken bugün yüzde 90'ını sanayi ürünlerinin oluşturduğu ihracat, 2001 yılına gelindiğinde 31 milyar dolara ulaştı. Türk Lirasının aşırı değer yitirmesinin de etkisiyle 2001 sonrası hızlanan ihracat 2002'de 36 milyar doları aştı. Kemal Derviş'in Güçlü Ekonomiye Giriş Programını Kasım 2002'de devralan AK Parti ise ilk hükümetini kurduğunda ihracat 35.5 milyar dolardı. 18 Kasım 2002-14 Mart 2003 arasında bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başbakanlığı döneminde ihracat 38.5 milyar doları aşmıştı. 50 milyar dolarlık yıllık ihracatı görmek için Erdoğan'ın başbakanlığında ilk yılı doldurması gerekti. Mart 2004'te ihracat 50 milyar doları, 75 milyar doları da Nisan 2006 sonunda gören Türkiye ekonomisi tarihinde ilk kez 12 haneli ihracat rakamlarına ulaşacak. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bugün Ankara Ulus'taki ilk Meclis binasında açıklayacağını duyurduğu ihracat rakamında psikolojik bir sınır da aşılmış olacak.
SANCILI BAŞLANGIÇ
Eylülle birlikte ihracat yeni bir eşiğe 'sancılı' bir başlangıç yapacak. Çünkü madalyonun bir de diğer yüzü var: İthalat. Ağustos sonu itibariyle 158 miylar dolara ulaşan ithalat eylülde 160 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bir başka deyişle ihracatla arasında 60 milyar dolar var. YTL'nin dolar karşısında değer kazanması yüzünden her geçen gün artan aramalı ithalatı nedeniyle içinden çıkılmaz bir sorun haline gelen dış ticaret açığı, 100 milyar dolarlık rekorun en kafa karıştıran sorusu olacak
Eylül ayında yıllık ihracat, Cumhuriyet tarihinde 12 haneli ihracat rakamı dönemini açacak ve 100 milyar dolarlık psikolojik sınırı geride bırakacak. 1923- 1989 yılları arasındaki 67 yılda yapılan toplam ihracatı eylül itibariyle son bir yıla sığdırmayı başaran Türkiye ekonomisinde yeni hedef 2013'te 500 milyar dolarlık hedefi yakalamak. 1980'li yıllara kadar ithal ikameci bir dış ticaret politikası benimseyen hükümetler, 1980 darbesinden sonra ekonominin iplerini eline alan Turgut Özal ile birlikte yeni bir kavramla tanıştı: İhracata dayalı büyüme. Önce Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) çok güçlü olduğu dönemde meşhur 24 Ocak kararlarının mimarı olarak DPT Müsteşar vekilliği koltuğunda 1983'ün son günlerinde de Bülend Ulusu'dan devraldığı başbakanlığı döneminde ihracatın hem yapısını hem de miktarını değiştiren Özal, Türkiye ekonomisinin yüzünü dışa döndürerek sonraki hükümetlere de önemli bir fırsat penceresi yarattı. 1980'lerde 3 milyar dolarlık ihracatın yüzde 90'ı tarım ürünleri iken bugün yüzde 90'ını sanayi ürünlerinin oluşturduğu ihracat, 2001 yılına gelindiğinde 31 milyar dolara ulaştı. Türk Lirasının aşırı değer yitirmesinin de etkisiyle 2001 sonrası hızlanan ihracat 2002'de 36 milyar doları aştı. Kemal Derviş'in Güçlü Ekonomiye Giriş Programını Kasım 2002'de devralan AK Parti ise ilk hükümetini kurduğunda ihracat 35.5 milyar dolardı. 18 Kasım 2002-14 Mart 2003 arasında bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başbakanlığı döneminde ihracat 38.5 milyar doları aşmıştı. 50 milyar dolarlık yıllık ihracatı görmek için Erdoğan'ın başbakanlığında ilk yılı doldurması gerekti. Mart 2004'te ihracat 50 milyar doları, 75 milyar doları da Nisan 2006 sonunda gören Türkiye ekonomisi tarihinde ilk kez 12 haneli ihracat rakamlarına ulaşacak. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bugün Ankara Ulus'taki ilk Meclis binasında açıklayacağını duyurduğu ihracat rakamında psikolojik bir sınır da aşılmış olacak.
SANCILI BAŞLANGIÇ
Eylülle birlikte ihracat yeni bir eşiğe 'sancılı' bir başlangıç yapacak. Çünkü madalyonun bir de diğer yüzü var: İthalat. Ağustos sonu itibariyle 158 miylar dolara ulaşan ithalat eylülde 160 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bir başka deyişle ihracatla arasında 60 milyar dolar var. YTL'nin dolar karşısında değer kazanması yüzünden her geçen gün artan aramalı ithalatı nedeniyle içinden çıkılmaz bir sorun haline gelen dış ticaret açığı, 100 milyar dolarlık rekorun en kafa karıştıran sorusu olacak
İnternetten bir günde kredi
Türkiye'de yaklaşık iki yıl önce ''Kredix.net'' tarafından başlatılan ''internet üzerinden bir günde kredi'' uygulamasından bugüne kadar 200 bin kişinin yararlandığı bildirildi.
Kredix.net Yönetim Kurulu Başkanı Fazıl Taboğlu, ABD'de yılda 150 milyar dolarlık konut kredisi verilen sistemi 2005 yılının ekim ayından bu yana Türkiye'de uyguladıklarını anımsattı.
Halen Yapı Kredi, Finansbank, Fortisbank, Garanti Bankası ve Anadolubank ile sözleşmelerinin olduğunu belirten Taboğlu, sitelerine giren bir kişinin, internet üzerinden kendine uygun krediyi seçip, başvuru yaparak formu oldurduğunu, ardından doğrudan bankaya giderek kredisini alabildiğini ifade etti.
Taboğlu, siteye giren tüketicinin, kendileriyle sözleşme imzalayan bankaların kredi seçeneklerini karşılaştırarak ne kadar komisyon ödeyeceğini, ne kadar sigorta masrafı kesileceğini öğrenebildiğini ifade ederek, tüm bunları değerlendirmesinin ardından tüketicinin kendisine en uygun olan bankayla işlem yaptığını ve bir günde kredi alabildiklerini bildirdi.İki yıllık süre içerisinde sitelerini 2 milyon kişinin ziyaret ettiğini belirten Taboğlu, ''Ayda ortalama 10 bin kişiyi bankalara yönlendirdik. Bugünü kadar sistem sayesinde 200 bin tüketiciye kredi kullandırdık'' dedi.
KREDİ BROKERLİĞİ
Kredix.net'te tüketicilerin işlemlerini ücretsiz yaptıklarını söyleyen Taboğlu, sisteme entegre olmak isteyen banka ve iş yerlerinden ücret alınmadığını, site olarak sadece bankalardan, yapılan işlem üzerinden komisyon aldıklarını belirtti.
Taboğlu, yaptıklarının ''Kredi Brokerliği'' olduğunu ve sistemin tüketici kredilerinin geliştiği ABD ve Japonya'nın yanı sıra Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde çok önemli bir sektör haline geldiğini bildirdi.
Özellikle tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi ve haklarının savunulması açısından önemli bir sistem olduğunu anlatan Taboğlu, ABD'de toplam kredilerin yüzde 5'inin bu tür siteler üzerinden verildiğini kaydetti.Taboğlu, Türkiye'de bu sistemi şu an tek kendilerinin uyguladığını ifade ederek, ''Uygulamanın yasal statüye kavuşturulması için BDDK'ya başvuru yaptık. BDDK'da, konuyu Bankalar Birliği'ne ileterek buradan gelecek görüşü bekliyor'' dedi.Sistemin sağlıklı altyapıya kavuşturulmasının tüketiciler açısından oldukça yararlı olacağını bankacılık sektöründe de verimliliği artıracağını ifade eden Taboğlu, sistemin yasal statüye kavuşmasının sektörün önünü açacağını da söyledi.
Kredix.net Yönetim Kurulu Başkanı Fazıl Taboğlu, ABD'de yılda 150 milyar dolarlık konut kredisi verilen sistemi 2005 yılının ekim ayından bu yana Türkiye'de uyguladıklarını anımsattı.
Halen Yapı Kredi, Finansbank, Fortisbank, Garanti Bankası ve Anadolubank ile sözleşmelerinin olduğunu belirten Taboğlu, sitelerine giren bir kişinin, internet üzerinden kendine uygun krediyi seçip, başvuru yaparak formu oldurduğunu, ardından doğrudan bankaya giderek kredisini alabildiğini ifade etti.
Taboğlu, siteye giren tüketicinin, kendileriyle sözleşme imzalayan bankaların kredi seçeneklerini karşılaştırarak ne kadar komisyon ödeyeceğini, ne kadar sigorta masrafı kesileceğini öğrenebildiğini ifade ederek, tüm bunları değerlendirmesinin ardından tüketicinin kendisine en uygun olan bankayla işlem yaptığını ve bir günde kredi alabildiklerini bildirdi.İki yıllık süre içerisinde sitelerini 2 milyon kişinin ziyaret ettiğini belirten Taboğlu, ''Ayda ortalama 10 bin kişiyi bankalara yönlendirdik. Bugünü kadar sistem sayesinde 200 bin tüketiciye kredi kullandırdık'' dedi.
KREDİ BROKERLİĞİ
Kredix.net'te tüketicilerin işlemlerini ücretsiz yaptıklarını söyleyen Taboğlu, sisteme entegre olmak isteyen banka ve iş yerlerinden ücret alınmadığını, site olarak sadece bankalardan, yapılan işlem üzerinden komisyon aldıklarını belirtti.
Taboğlu, yaptıklarının ''Kredi Brokerliği'' olduğunu ve sistemin tüketici kredilerinin geliştiği ABD ve Japonya'nın yanı sıra Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde çok önemli bir sektör haline geldiğini bildirdi.
Özellikle tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi ve haklarının savunulması açısından önemli bir sistem olduğunu anlatan Taboğlu, ABD'de toplam kredilerin yüzde 5'inin bu tür siteler üzerinden verildiğini kaydetti.Taboğlu, Türkiye'de bu sistemi şu an tek kendilerinin uyguladığını ifade ederek, ''Uygulamanın yasal statüye kavuşturulması için BDDK'ya başvuru yaptık. BDDK'da, konuyu Bankalar Birliği'ne ileterek buradan gelecek görüşü bekliyor'' dedi.Sistemin sağlıklı altyapıya kavuşturulmasının tüketiciler açısından oldukça yararlı olacağını bankacılık sektöründe de verimliliği artıracağını ifade eden Taboğlu, sistemin yasal statüye kavuşmasının sektörün önünü açacağını da söyledi.
30 Eylül 2007 Pazar
Milletvekili maaşları "güvenceye" alındı
AKP'nin "sivil anayasa" olarak tanımladığı yeni anayasa taslağı çalışmalarında 1982 Anayasasının hemen hemen bütün maddelerinden önemli değişiklikler yapılmasına karşılık, milletvekili maaşlarını düzenleyen madde değişiklik yapılmadan yeni taslakta neredeyse aynen yeraldı.
1982 Anayasasında 86. Maddede yeralan milletvekili maaşlarına ilişkin hükümler, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki 6 kişilik Bilim Kurulu tarafından hazırlanan taslakta, 63. Maddede düzenlendi.
Buna göre, milletvekilleri, emekli olmaları durumunda diğer çalışanlardan farklı olarak emekli maaşını almaya devam edecek. Diğer çalışanlarda ise emeklilikten sonra başka bir işte çalışmaları durumunda emekli maaşlarında ya önemli bir kesinti oluyor ya da tümüyle emekli maaşları kesiliyor.
11 BİN YTL'LİK MAAŞ
Anayasa değişikliği sırasında, taslaktaki hükümler aynen kabul edildiği takdirde, emeklilik hakkı kazanmış olan milletvekilleri aylık 11 bin YTL civarında maaş alabilecekler. Milletvekilleri 8 bin YTL civarında milletvekili maaşı, 3 bin YTL civarında da emekli maaşı alacaklar.
Anayasanın 86. Maddesinde, "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine T.C. Emekli Sandığı tarafından bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez" hükmü yeralıyor.
Taslağın 63. Maddesinde de bu hüküm, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi nedeniyle "Emekli Sandığı" çıkarılarak korundu. Taslağın 63.Maddesi, "Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez" şeklinde düzenlendi.
86. Maddenin birinci fıkrasındaki, "TBMM üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı, en yüksek Devlet Memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz" hükmü, taslağın 63. maddesine aynen taşındı.
1982 Anayasasında 86. Maddede yeralan milletvekili maaşlarına ilişkin hükümler, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki 6 kişilik Bilim Kurulu tarafından hazırlanan taslakta, 63. Maddede düzenlendi.
Buna göre, milletvekilleri, emekli olmaları durumunda diğer çalışanlardan farklı olarak emekli maaşını almaya devam edecek. Diğer çalışanlarda ise emeklilikten sonra başka bir işte çalışmaları durumunda emekli maaşlarında ya önemli bir kesinti oluyor ya da tümüyle emekli maaşları kesiliyor.
11 BİN YTL'LİK MAAŞ
Anayasa değişikliği sırasında, taslaktaki hükümler aynen kabul edildiği takdirde, emeklilik hakkı kazanmış olan milletvekilleri aylık 11 bin YTL civarında maaş alabilecekler. Milletvekilleri 8 bin YTL civarında milletvekili maaşı, 3 bin YTL civarında da emekli maaşı alacaklar.
Anayasanın 86. Maddesinde, "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine T.C. Emekli Sandığı tarafından bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez" hükmü yeralıyor.
Taslağın 63. Maddesinde de bu hüküm, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi nedeniyle "Emekli Sandığı" çıkarılarak korundu. Taslağın 63.Maddesi, "Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez" şeklinde düzenlendi.
86. Maddenin birinci fıkrasındaki, "TBMM üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı, en yüksek Devlet Memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz" hükmü, taslağın 63. maddesine aynen taşındı.
Bakanlıktan onay: "Lida sağlığa zararlı"
Sağlık Bakanlığı, zayıflama ilacı Lida'nın, sağlığa zararlı olma özelliği dolayısıyla kesinlikle kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu..
Bakanlık, İl Sağlık Müdürlüklerine ve Türk Eczacılar Birliği'ne gönderilen çok acele kayıtlı yazılar ile eczanelerde kesinlikle bu ürünün satışının yapılmaması ve olan ürünlerin derhal toplatılması talimatı verildiğini bildirdi.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Farmalife adlı firma yetkilisinin dün yaptığı basın toplantısında, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığının kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı yolundaki kararını gerekçe göstererek vatandaşların Lida'yı güven içinde kullanabileceği ve eczanelerde satılabileceği yönündeki beyanlarının basında yer alması üzerine açıklama yapılmasına gerek duyulduğu belirtildi.Refik Saydam Hıfzıssıha Merkezi Başkanlığı'nın 24 Eylül 2007 tarihli analiz raporunda Farmalife firmasına ait Lida Dai Dai Hua Capsules ürününün numunesinde 'N-mono-desmetilsibutramin' adlı bileşiğin bulunduğu kaydedilen açıklamada, "Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın kontrol belgelerini iptal ettiği, son yapılan analizde bir sibutramin türevi olan 'N-mono-desmetilsibutramin' tespit edilen Lida, sağlığa zararlı olma özelliği dolayısıyla kesinlikle kullanılmamalıdır." denildi.
Bakanlık, İl Sağlık Müdürlüklerine ve Türk Eczacılar Birliği'ne gönderilen çok acele kayıtlı yazılar ile eczanelerde kesinlikle bu ürünün satışının yapılmaması ve olan ürünlerin derhal toplatılması talimatı verildiğini bildirdi.
Bakanlık, İl Sağlık Müdürlüklerine ve Türk Eczacılar Birliği'ne gönderilen çok acele kayıtlı yazılar ile eczanelerde kesinlikle bu ürünün satışının yapılmaması ve olan ürünlerin derhal toplatılması talimatı verildiğini bildirdi.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Farmalife adlı firma yetkilisinin dün yaptığı basın toplantısında, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığının kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı yolundaki kararını gerekçe göstererek vatandaşların Lida'yı güven içinde kullanabileceği ve eczanelerde satılabileceği yönündeki beyanlarının basında yer alması üzerine açıklama yapılmasına gerek duyulduğu belirtildi.Refik Saydam Hıfzıssıha Merkezi Başkanlığı'nın 24 Eylül 2007 tarihli analiz raporunda Farmalife firmasına ait Lida Dai Dai Hua Capsules ürününün numunesinde 'N-mono-desmetilsibutramin' adlı bileşiğin bulunduğu kaydedilen açıklamada, "Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın kontrol belgelerini iptal ettiği, son yapılan analizde bir sibutramin türevi olan 'N-mono-desmetilsibutramin' tespit edilen Lida, sağlığa zararlı olma özelliği dolayısıyla kesinlikle kullanılmamalıdır." denildi.
Bakanlık, İl Sağlık Müdürlüklerine ve Türk Eczacılar Birliği'ne gönderilen çok acele kayıtlı yazılar ile eczanelerde kesinlikle bu ürünün satışının yapılmaması ve olan ürünlerin derhal toplatılması talimatı verildiğini bildirdi.
Basında derbi yankıları
Dün gece oynanan tarihin ilk sessiz derbisinde Hakan ve Lincoln'süz G.Saray, Beşiktaş'ı 2-1 mağlup etti. Siyah-beyazlı ekibin hocası Ertuğrul Sağlam yenilgi sonrasında en çok eleştirilenlerin başında gelirken spor yazarlarının ortak kanısını maçın hakemi Selçuk Dereli'nin verdiği yanlış kararların maçın seyrini değiştirdiği yönünde...
AHMET ÇAKAR: BU KAÇINCI DERELİ! (SABAH)
Senin hakemliğin benim için geçen sezon bitmişti. Dün gece de Beşiktaş'ın yediği iki golde de başrolde sen vardın. Şimdi bu derbiye seni verenler de kına yaksınlar..
Yıllardır söylerim, "Selçuk Dereli hakem değil" diye. MHK'nin prensidir ve hep önemli maçlarda görev alır...
...Dün gece Beşiktaş iki çok net bariz hakem hatasıyla maçı kaybetti. Diğer bir deyimle Beşiktaş'ın yediği iki golde de büyük hakem hataları var. İlk golde top auta çıktı, karar "Korner" oldu. Kornerden de gol geldi.
KAZIM KANAT: SAĞLAM KORKTU! (SABAH)
... Bu maçta Beşiktaş'ın çıkaracağı ders şu: İki hakem yorumundan yenilen goller gerçeği değiştirmez. Korkaklar her zaman kaybeder. Beşiktaş'a ve Sağlam'a korkak futbol hiç yakışmadı. Sağlam da korktuğu her maçı kaybeder.
MESAJ: Tribünde yan yana oturan Lincoln-Şükür ikilisinin ayağına kadar gelip boyunlarına sarılan ve sanki taziyelerini sunan kimdi biliyor musunuz?. Yazayım: Adnan Polat. Şunu da yazayım: Şükür hafif doğruldu, Lincoln ayağını bile indirmedi. Polat bu şovu kime ve kimin adına yaptı!
LEVENT TÜZEMEN: KALLİ NİYE EVİNDE? (SABAH)
Galatasaray camiası Kalli'nin Lincoln ile Hakan Şükür'ü kadro dışı bırakmasıyla sarsıldı. Gerekçe; Lincoln kuzenleriyle 01.30'a kadar sohbet etmiş. Hakan da kızı Buse'yi kampa alıp beraber yatmış. Bunlar Kalli'nin disiplin kurallarına aykırıymış.
Peki önemli derbi öncesi evinde yatan Kalli ile futbol şube sorumlularının suçu yok mu? Gerets, manken güzelliğinde sevgilisi olmasına rağmen her kampta futbolcularla birlikte kaldı. 74 yaşındaki Kalli'nin 70 yaşındaki karısını yalnız bırakmaması normalse Hakan'ın baba refleksiyle ağlayan kızını da bırakmaması çok normal...
... Beşiktaş savunma ağırlıklı kadroyla sahadaydı. Galatasaray kanatlara çift dikiş atmıştı. VolkanHakan Balta, Uğur-Barış savunmayı ve hücuma çıkmayı değişerek yapıyordu. Bu anlayış Beşiktaş'ın kanat bindirme silahını da frenledi. Galatasaray, temposuyla Beşiktaş'a üstünlük kurdu.
... Sonuçta, Galatasaray hem cesurdu hem kazanmak için iştahlıydı. Beşiktaş kafaca iyi hazırlanmamıştı, korkaktı.
AYHAN AKBİN: İYİ OLAN KAZANDI (SABAH)
Maçtan birkaç saat önce Hakan Şükür ve Lincoln'ün kadro dışı kalması Galatasaray'ı etkilemiyor, her şeye rağmen bu derbiyi de kazanıyorlarsa onlara "helal olsun" demekten başka bir söz bulamıyorum. Seyircisiz ilk derbiydi. Belki bu nedenle maç kalitesizdi. İki takımın da temposu çok düşüktü. Ama sahada daha aktif görünen takım Galatasaray'dı. Gol atmayı isteyen, ikili mücadeleleri kazanan, şut atan, kenarlardan top ortalayıp pozisyon arayan ve gol yememek için ellerinden geleni yapan hep Galatasaraylı futbolculardı.
İLKER ATEŞ: DENEME TAHTASI (FOTOMAÇ)
Beşiktaş ilk yarıyı gol dışında boş geçti. Sağda Diatta'lı savunma, Serdar Kurtuluş ve Koray'lı orta saha, yarım yamalak Galatasaray önünde iflas etti. Böyle bir Galatasaray'ı yenemeyen Beşiktaş'ın ligin zirvesi için söyleyecek sözü olamaz. Lincoln, Ayhan, Sabri, Hasan Şaş ve Hakan Şükür gibi çok önemli oyuncuların yokluğuna rağmen Beşiktaş, Ali Sami Yen'de esir kampında hareketsiz kaldı.
... Beşiktaş lig ilerlerken hâlâ oyuncu denemeye devam ediyor. Koskoca Kartal, deneme tahtasına döndü. Varsayalım şampiyonluk iki takım arasında geçecek. Ne olur derseniz, gerçeği söyleyeyim: Beşiktaş'ın hiç şansı yok.
MURAT ÖZARI: DİSİPLİN KAZANDI (FOTOMAÇ)
Ali Samli Yen dün gece tuzsuz yemek gibiydi! Akıllarda kalan Tello'nun nefis golü ve Galatasaray'ın kazandığı penaltıydı. Selçuk Dereli'nin penaltı kararı bana göre biraz ağırdı. Hani diyorlar ya "Penaltı gibi penaltı olacak" diye! Selçuk Dereli penaltıyı vermese kimse itiraz etmezdi. Sonuç olarak dün gece önce Galatasaray, sonra Feldkamp, daha sonra da disiplin kazandı. Kaybedenler ise hem Beşiktaş, hem de Feldkamp'ın verdiği bu kararı eleştirmek için bekleyenler oldu...
İLKER YASİN: BAŞLAMADAN KAZANDI (HÜRRİYET)
Hakan ve Lincoln'ün sadece bir maç için kadro dışı bırakılmalarına gösterilen gerekçe çocuklara masal gibi. Kızını kampa getiren Hakan'a, "Annesi gelsin, götürsün" demek varken, böylesine önemli maç öncesinde disiplinsiz davranış gerekçesiyle tribüne gönderme kararını bu olgunlukta, torun seven biri almamalıydı. Ya da..?
... Galatasaray ve Beşiktaş'ın maç boyunca gol pozisyonu üretememesi ve kazanma arzusunu rakip savunmanın yapacağı hatalara endekslemesi bugün Türk futbolunun kalitesindeki en güzel ölçü olarak kabul edilmeli.
Herkes penaltıyı konuşacak... İbrahim Toraman'ın topa müdahalesinde penaltı görüntüsü yok ama topla hiç ilgisi olmayan Serdar Kurtuluş'un, bedenini Arda'nın önüne koyması, ligimizin en kaliteli hakemi Selçuk Dereli'yi penaltı kararına götürdü.
Dün gecenin kazananı Galatasaray'dan çok Karl Heinz Feldkamp oldu. Türk futbolunun ihtiyacını duyduğu gerçek otoriteyi maçın içinden önce öncesinde gösterdi. Kalli maçı sahaya çıkmadan kazandı.
AHMET ÇAKAR: BU KAÇINCI DERELİ! (SABAH)
Senin hakemliğin benim için geçen sezon bitmişti. Dün gece de Beşiktaş'ın yediği iki golde de başrolde sen vardın. Şimdi bu derbiye seni verenler de kına yaksınlar..
Yıllardır söylerim, "Selçuk Dereli hakem değil" diye. MHK'nin prensidir ve hep önemli maçlarda görev alır...
...Dün gece Beşiktaş iki çok net bariz hakem hatasıyla maçı kaybetti. Diğer bir deyimle Beşiktaş'ın yediği iki golde de büyük hakem hataları var. İlk golde top auta çıktı, karar "Korner" oldu. Kornerden de gol geldi.
KAZIM KANAT: SAĞLAM KORKTU! (SABAH)
... Bu maçta Beşiktaş'ın çıkaracağı ders şu: İki hakem yorumundan yenilen goller gerçeği değiştirmez. Korkaklar her zaman kaybeder. Beşiktaş'a ve Sağlam'a korkak futbol hiç yakışmadı. Sağlam da korktuğu her maçı kaybeder.
MESAJ: Tribünde yan yana oturan Lincoln-Şükür ikilisinin ayağına kadar gelip boyunlarına sarılan ve sanki taziyelerini sunan kimdi biliyor musunuz?. Yazayım: Adnan Polat. Şunu da yazayım: Şükür hafif doğruldu, Lincoln ayağını bile indirmedi. Polat bu şovu kime ve kimin adına yaptı!
LEVENT TÜZEMEN: KALLİ NİYE EVİNDE? (SABAH)
Galatasaray camiası Kalli'nin Lincoln ile Hakan Şükür'ü kadro dışı bırakmasıyla sarsıldı. Gerekçe; Lincoln kuzenleriyle 01.30'a kadar sohbet etmiş. Hakan da kızı Buse'yi kampa alıp beraber yatmış. Bunlar Kalli'nin disiplin kurallarına aykırıymış.
Peki önemli derbi öncesi evinde yatan Kalli ile futbol şube sorumlularının suçu yok mu? Gerets, manken güzelliğinde sevgilisi olmasına rağmen her kampta futbolcularla birlikte kaldı. 74 yaşındaki Kalli'nin 70 yaşındaki karısını yalnız bırakmaması normalse Hakan'ın baba refleksiyle ağlayan kızını da bırakmaması çok normal...
... Beşiktaş savunma ağırlıklı kadroyla sahadaydı. Galatasaray kanatlara çift dikiş atmıştı. VolkanHakan Balta, Uğur-Barış savunmayı ve hücuma çıkmayı değişerek yapıyordu. Bu anlayış Beşiktaş'ın kanat bindirme silahını da frenledi. Galatasaray, temposuyla Beşiktaş'a üstünlük kurdu.
... Sonuçta, Galatasaray hem cesurdu hem kazanmak için iştahlıydı. Beşiktaş kafaca iyi hazırlanmamıştı, korkaktı.
AYHAN AKBİN: İYİ OLAN KAZANDI (SABAH)
Maçtan birkaç saat önce Hakan Şükür ve Lincoln'ün kadro dışı kalması Galatasaray'ı etkilemiyor, her şeye rağmen bu derbiyi de kazanıyorlarsa onlara "helal olsun" demekten başka bir söz bulamıyorum. Seyircisiz ilk derbiydi. Belki bu nedenle maç kalitesizdi. İki takımın da temposu çok düşüktü. Ama sahada daha aktif görünen takım Galatasaray'dı. Gol atmayı isteyen, ikili mücadeleleri kazanan, şut atan, kenarlardan top ortalayıp pozisyon arayan ve gol yememek için ellerinden geleni yapan hep Galatasaraylı futbolculardı.
İLKER ATEŞ: DENEME TAHTASI (FOTOMAÇ)
Beşiktaş ilk yarıyı gol dışında boş geçti. Sağda Diatta'lı savunma, Serdar Kurtuluş ve Koray'lı orta saha, yarım yamalak Galatasaray önünde iflas etti. Böyle bir Galatasaray'ı yenemeyen Beşiktaş'ın ligin zirvesi için söyleyecek sözü olamaz. Lincoln, Ayhan, Sabri, Hasan Şaş ve Hakan Şükür gibi çok önemli oyuncuların yokluğuna rağmen Beşiktaş, Ali Sami Yen'de esir kampında hareketsiz kaldı.
... Beşiktaş lig ilerlerken hâlâ oyuncu denemeye devam ediyor. Koskoca Kartal, deneme tahtasına döndü. Varsayalım şampiyonluk iki takım arasında geçecek. Ne olur derseniz, gerçeği söyleyeyim: Beşiktaş'ın hiç şansı yok.
MURAT ÖZARI: DİSİPLİN KAZANDI (FOTOMAÇ)
Ali Samli Yen dün gece tuzsuz yemek gibiydi! Akıllarda kalan Tello'nun nefis golü ve Galatasaray'ın kazandığı penaltıydı. Selçuk Dereli'nin penaltı kararı bana göre biraz ağırdı. Hani diyorlar ya "Penaltı gibi penaltı olacak" diye! Selçuk Dereli penaltıyı vermese kimse itiraz etmezdi. Sonuç olarak dün gece önce Galatasaray, sonra Feldkamp, daha sonra da disiplin kazandı. Kaybedenler ise hem Beşiktaş, hem de Feldkamp'ın verdiği bu kararı eleştirmek için bekleyenler oldu...
İLKER YASİN: BAŞLAMADAN KAZANDI (HÜRRİYET)
Hakan ve Lincoln'ün sadece bir maç için kadro dışı bırakılmalarına gösterilen gerekçe çocuklara masal gibi. Kızını kampa getiren Hakan'a, "Annesi gelsin, götürsün" demek varken, böylesine önemli maç öncesinde disiplinsiz davranış gerekçesiyle tribüne gönderme kararını bu olgunlukta, torun seven biri almamalıydı. Ya da..?
... Galatasaray ve Beşiktaş'ın maç boyunca gol pozisyonu üretememesi ve kazanma arzusunu rakip savunmanın yapacağı hatalara endekslemesi bugün Türk futbolunun kalitesindeki en güzel ölçü olarak kabul edilmeli.
Herkes penaltıyı konuşacak... İbrahim Toraman'ın topa müdahalesinde penaltı görüntüsü yok ama topla hiç ilgisi olmayan Serdar Kurtuluş'un, bedenini Arda'nın önüne koyması, ligimizin en kaliteli hakemi Selçuk Dereli'yi penaltı kararına götürdü.
Dün gecenin kazananı Galatasaray'dan çok Karl Heinz Feldkamp oldu. Türk futbolunun ihtiyacını duyduğu gerçek otoriteyi maçın içinden önce öncesinde gösterdi. Kalli maçı sahaya çıkmadan kazandı.
Amerikan ordusu: Irak'ta İran yapımı karadan havaya birçok füze ele geçirdik
16:22
Amerikan ordusu, Irak'ta İran yapımı karadan havaya birçok füze ele geçirildiğini açıkladı.Ordu sözcüsü Mark Fox, "Irak'taki Amerikan birliklerine karşı savaşan Iraklı militanlar tarafından daha önce de kullanılan tipte İran yapımı birçok füze ele geçirdik. Şimdilik size daha fazla bir şey söyleyemem" dedi.
Sözcü Fox, gazetecilere yaptığı açıklamada, füzelerin kullanıldığına da tanıklık ettiklerini belirtti, ancak kaç adet füze ele geçirildiğini ya da bu füzelerin hangi koşullarda kullanıldıklarını söylemedi.Amerikan ordusu, daha önce de birçok kez, İran'ın Amerikan uçak ya da helikopterlerini vurma kapasitesine sahip füzeleri Iraklı silahlı gruplara temin ettiğini açıklamıştı.
Amerikan ordusu, Irak'ta İran yapımı karadan havaya birçok füze ele geçirildiğini açıkladı.Ordu sözcüsü Mark Fox, "Irak'taki Amerikan birliklerine karşı savaşan Iraklı militanlar tarafından daha önce de kullanılan tipte İran yapımı birçok füze ele geçirdik. Şimdilik size daha fazla bir şey söyleyemem" dedi.
Sözcü Fox, gazetecilere yaptığı açıklamada, füzelerin kullanıldığına da tanıklık ettiklerini belirtti, ancak kaç adet füze ele geçirildiğini ya da bu füzelerin hangi koşullarda kullanıldıklarını söylemedi.Amerikan ordusu, daha önce de birçok kez, İran'ın Amerikan uçak ya da helikopterlerini vurma kapasitesine sahip füzeleri Iraklı silahlı gruplara temin ettiğini açıklamıştı.
Hamas, El Fetihli eski diplomatı gözaltına aldı
Hamas'ın dün geç saatlerde, bir dönem Filistin'in Yemen'deki diplomatik temsilciliğini yürüten Yahya Rabah'ı gözaltına aldığı bildirildi.
Hamas'ın Gazze'deki yetkililerinden İhab El Hasin, AFP'ye yaptığı açıklamada, aynı zamanda El Hayat El Cedide gazetesinde yazarlık yapan Yahya Rabah'ın para meselesine ilişkin birçok şikayet gelmesi yüzünden Hamas'ın polis kuvveti tarafından evinde sorgulandığını ve hakkındaki suçlamaları açıklaması için karakola davet edildiğini söyledi. El Hasin, olayın siyasi olmadığını, mali yolsuzluk iddiaları bulunduğunu vurguladı.
Ünlü bir yazar olan Rabah, 2004'e kadar Yemen'deki temsilcilikte 20 yıldan fazla görev yapmıştı. Rabah, 1970'li yıllarda Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Filistin'in Sesi radyosunun kuruluşunda yer alanlardan biriydi.
Hamas'ın Gazze'deki yetkililerinden İhab El Hasin, AFP'ye yaptığı açıklamada, aynı zamanda El Hayat El Cedide gazetesinde yazarlık yapan Yahya Rabah'ın para meselesine ilişkin birçok şikayet gelmesi yüzünden Hamas'ın polis kuvveti tarafından evinde sorgulandığını ve hakkındaki suçlamaları açıklaması için karakola davet edildiğini söyledi. El Hasin, olayın siyasi olmadığını, mali yolsuzluk iddiaları bulunduğunu vurguladı.
Ünlü bir yazar olan Rabah, 2004'e kadar Yemen'deki temsilcilikte 20 yıldan fazla görev yapmıştı. Rabah, 1970'li yıllarda Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Filistin'in Sesi radyosunun kuruluşunda yer alanlardan biriydi.
Amerikan ordusu: Irak'ta İran yapımı karadan havaya birçok füze ele geçirdik
Amerikan ordusu, Irak'ta İran yapımı karadan havaya birçok füze ele geçirildiğini açıkladı.Ordu sözcüsü Mark Fox, "Irak'taki Amerikan birliklerine karşı savaşan Iraklı militanlar tarafından daha önce de kullanılan tipte İran yapımı birçok füze ele geçirdik. Şimdilik size daha fazla bir şey söyleyemem" dedi.
Sözcü Fox, gazetecilere yaptığı açıklamada, füzelerin kullanıldığına da tanıklık ettiklerini belirtti, ancak kaç adet füze ele geçirildiğini ya da bu füzelerin hangi koşullarda kullanıldıklarını söylemedi.
Amerikan ordusu, daha önce de birçok kez, İran'ın Amerikan uçak ya da helikopterlerini vurma kapasitesine sahip füzeleri Iraklı silahlı gruplara temin ettiğini açıklamıştı.
Sözcü Fox, gazetecilere yaptığı açıklamada, füzelerin kullanıldığına da tanıklık ettiklerini belirtti, ancak kaç adet füze ele geçirildiğini ya da bu füzelerin hangi koşullarda kullanıldıklarını söylemedi.
Amerikan ordusu, daha önce de birçok kez, İran'ın Amerikan uçak ya da helikopterlerini vurma kapasitesine sahip füzeleri Iraklı silahlı gruplara temin ettiğini açıklamıştı.
İran: ABD Doları değer kaybetmeye devam ederse petrol 90 dolara çıkar
İran enerji yetkilileri, ABD Doları'ndaki değer kaybının sürmesi halinde, petrolün varilinin 90 dolara çıkabileceği görüşündeler.
İran Petrol Şirketinin Uluslararası İlişkiler Direktörü Hüccetullah Ganimifard, devlet yayın organı olan IRIB kurumunun internet sitesine yaptığı açıklamada, dolardaki değer kaybının devam etmesi halinde, üç ay içinde, petrolün 90 dolar düzeyine yükselebileceğini kaydetti.
Uluslararası ham petrolün varil fiyatı, geçen hafta 84 doları test ederken, hafta sonunda 80 doların altına geriledi.
İran Petrol Şirketinin Uluslararası İlişkiler Direktörü Hüccetullah Ganimifard, devlet yayın organı olan IRIB kurumunun internet sitesine yaptığı açıklamada, dolardaki değer kaybının devam etmesi halinde, üç ay içinde, petrolün 90 dolar düzeyine yükselebileceğini kaydetti.
Uluslararası ham petrolün varil fiyatı, geçen hafta 84 doları test ederken, hafta sonunda 80 doların altına geriledi.
Irak'a gidecek kişilere kolera uyarısı
Irak'ta görülen kolera salgını nedeniyle açıklama yapan Osmaniye İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Cingöz, bu ülkeye giriş çıkış yapan kişilere uyarılarda bulunarak, kolera riskini azaltmanın en etkili yolunun, günlük hayatın her alanında temizlik ve hijyene özen göstermek olduğu söyledi.
Koleranın ani başlayan karın ağrısı, sulu ishal ve kusma ile seyreden ve hastanın hızla su, tuz ve minerallerden yoksun kalmasının neticesinde erken tedavi edilmezse ölümcül olabileceğini hatırlatan Cingöz, koleranın salgın potansiyeli yüksek bir hastalık olduğu belirtildi.
Bireyler için koleradan korunmanın en etkili yolunun temizlik olduğunu vurgulayan Cingöz, "Sabun ve bol su ile başta el yıkama olmak üzere, yeme-içme alışkanlıklarında temizlik ve hijyene özen gösterilmeli, tuvalet sonrası temizlik uygun şekilde yapılmalı ve günlük hayatın diğer kısımlarında da genel hijyen ve temizliğe dikkat edilmelidir." dedi.
Irak'tan Türkiye'ye giriş çıkışlarını kontrol altına alındığını aktaran Cingöz, "İshali olanlardan kültür için dışkı örneği alınıp inceleniyor. Kolera açısından riskli olabilecek et, balık, çiğ sebze ve meyve ile su ve sulu gıdaların Irak'tan yurdumuza girişi engellenmektedir. Irak'a gidenlere sınırda ve havaalanlarında hastalık konusunda gerekli uyarılar yapılmakta, bilgiler veriliyor. Irak'tan gelen vatandaşlarımızda girişten sonra ishal başlayacak olursa bir sağlık kurumuna başvurmaları ve Irak'tan geldiklerini söylemeleri gerekiyor" diye konuştu. Cingöz, Irak'a gidecek vatandaşların su ve besinlerden bulaşan hastalıklardan korunmaları için şu uyarılarda bulundu: "Eller bol su ve sabunla yıkanmalı, temiz olduğundan emin olunmayan sular içilmemeli ve zorunlu durumlarda suları dezenfekte etmek için klor tableti bulundurulmalı. Mümkün olduğunca tuvalet kağıdı kullanılmalı, tuvaletten çıktıktan sonra eller mutlaka su ve sabunla iyice yıkanmalı. Pişmemiş yiyecek tüketilmemeli, zorunlu durumlarda tüm sebze ve meyveler akan su altında bol ve temiz su ile yıkandıktan sonra mümkün olduğunca kabukları soyularak tüketilmeli. Açıkta satılan gıda maddeleri kesinlikle alınmamalı ve tüketilmemeli. Özellikle salata ve kıymalı yemek tüketiminden kaçınmalı. Karın ağrısı, ishal ve kusma belirtileri ortaya çıktığında hekime başvurulmalı."
Koleranın ani başlayan karın ağrısı, sulu ishal ve kusma ile seyreden ve hastanın hızla su, tuz ve minerallerden yoksun kalmasının neticesinde erken tedavi edilmezse ölümcül olabileceğini hatırlatan Cingöz, koleranın salgın potansiyeli yüksek bir hastalık olduğu belirtildi.
Bireyler için koleradan korunmanın en etkili yolunun temizlik olduğunu vurgulayan Cingöz, "Sabun ve bol su ile başta el yıkama olmak üzere, yeme-içme alışkanlıklarında temizlik ve hijyene özen gösterilmeli, tuvalet sonrası temizlik uygun şekilde yapılmalı ve günlük hayatın diğer kısımlarında da genel hijyen ve temizliğe dikkat edilmelidir." dedi.
Irak'tan Türkiye'ye giriş çıkışlarını kontrol altına alındığını aktaran Cingöz, "İshali olanlardan kültür için dışkı örneği alınıp inceleniyor. Kolera açısından riskli olabilecek et, balık, çiğ sebze ve meyve ile su ve sulu gıdaların Irak'tan yurdumuza girişi engellenmektedir. Irak'a gidenlere sınırda ve havaalanlarında hastalık konusunda gerekli uyarılar yapılmakta, bilgiler veriliyor. Irak'tan gelen vatandaşlarımızda girişten sonra ishal başlayacak olursa bir sağlık kurumuna başvurmaları ve Irak'tan geldiklerini söylemeleri gerekiyor" diye konuştu. Cingöz, Irak'a gidecek vatandaşların su ve besinlerden bulaşan hastalıklardan korunmaları için şu uyarılarda bulundu: "Eller bol su ve sabunla yıkanmalı, temiz olduğundan emin olunmayan sular içilmemeli ve zorunlu durumlarda suları dezenfekte etmek için klor tableti bulundurulmalı. Mümkün olduğunca tuvalet kağıdı kullanılmalı, tuvaletten çıktıktan sonra eller mutlaka su ve sabunla iyice yıkanmalı. Pişmemiş yiyecek tüketilmemeli, zorunlu durumlarda tüm sebze ve meyveler akan su altında bol ve temiz su ile yıkandıktan sonra mümkün olduğunca kabukları soyularak tüketilmeli. Açıkta satılan gıda maddeleri kesinlikle alınmamalı ve tüketilmemeli. Özellikle salata ve kıymalı yemek tüketiminden kaçınmalı. Karın ağrısı, ishal ve kusma belirtileri ortaya çıktığında hekime başvurulmalı."
Agos'u e-mail ile tehdide 5 yıl istendi
Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Agos gazetesine tehdit içerikli e-mail gönderdiği iddia edilen Haydarpaşa Lisesi son sınıf öğrencisi Rıdvan Doğan hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis talebiyle dava açıldı. Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nın hazırladığı iddianamede, Rıdvan Doğan'ın (19) gönderdiği mailde, "Hepimiz Ermeniyiz sloganı kanımıza dokunuyor. Türkiye ve insanlarından özür dileyin yoksa sizde ölen Ermeni gibi yok olur gidersiniz. Burası Türkiye hepimiz ölene kadar Türküz. Müslümanız" yazdığı ileri sürüldü. Savcılık, Doğan'ın tehdit suçunu islediğinin tespit edildiğini belirterek 2 ile 5 yıla kadar hapis talebiyle dava açtı. Tehdit suçundan tutuklu Doğan'ın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
Polisten savunma: Amirlerim istedi
Hrant Dink'in öldürülmesini azmettirmekle suçlanan 'büyük abi' Erhan Tuncel'i cinayetin ardından arayan istihbarat görevlisi polis memuru Muhittin Zenit, yaptığı telefon görüşmesinin amirlerinin isteği doğrultusunda olduğunu ileri sürdü. Telefon kayıtlarının bulunmasından sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca 5 Nisan 2007 günü ifadesi alınan Zenit, Tuncel'in Emniyet muhbirliğinden ayrıldığını cinayetin ardından gazetelerden öğrendiğini anlattı. Zenit, "Telefonda, Erhan'ı konuşturmak için eylemin önemli olmadığı izlenimini vermeye çalıştım. Aynı zamanda sanki olayı biliyormuş gibi davranarak kendisinden bilgi almaya çalıştım. Konuyu bana anlatmasını sağlamayı amaçlıyordum" dedi.
MÜFETTİŞ GÖREVLENDİRİLDİ
İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli A.F. adlı müdürün isteği ile Trabzon'a gittiğini belirten Zenit şöyle konuşuyor: "Sabaha karşı Trabzon'daydım. O sırada istihbarat görevlilerince Erhan'ın bilgisi alınmaya çalışılıyordu. Ben de Erhan'a sürekli bu konular ile ilgili sorular sordum. Tuncel'in Emniyet muhbirliğinden çıkartıldığını tutuklandıktan sonra gazetelerden öğrendim. Telefonla görüştüğüm dönemde halen Tuncel'i haber elemanı zannediyordum." Telefon görüşmesinde Zenit, Erhan Tuncel'i arıyor. Tuncel'in "Öldü mü?" sorusuna "Tabii canım, tek fark katil kaçmayacaktı" yanıtı veriyor. Zenit konuşmada Dink'ten "Gebermişse gebermiş" diye söz ediyor. İçişleri Bakanlığı da telefon görüşmesiyle ilgili medyada çıkan haberler üzerine soruşturma başlattı. Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, olayın soruşturulması amacıyla mülkiye müfettişlerinin görevlendirildiği belirtildi.
MÜFETTİŞ GÖREVLENDİRİLDİ
İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli A.F. adlı müdürün isteği ile Trabzon'a gittiğini belirten Zenit şöyle konuşuyor: "Sabaha karşı Trabzon'daydım. O sırada istihbarat görevlilerince Erhan'ın bilgisi alınmaya çalışılıyordu. Ben de Erhan'a sürekli bu konular ile ilgili sorular sordum. Tuncel'in Emniyet muhbirliğinden çıkartıldığını tutuklandıktan sonra gazetelerden öğrendim. Telefonla görüştüğüm dönemde halen Tuncel'i haber elemanı zannediyordum." Telefon görüşmesinde Zenit, Erhan Tuncel'i arıyor. Tuncel'in "Öldü mü?" sorusuna "Tabii canım, tek fark katil kaçmayacaktı" yanıtı veriyor. Zenit konuşmada Dink'ten "Gebermişse gebermiş" diye söz ediyor. İçişleri Bakanlığı da telefon görüşmesiyle ilgili medyada çıkan haberler üzerine soruşturma başlattı. Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, olayın soruşturulması amacıyla mülkiye müfettişlerinin görevlendirildiği belirtildi.
Clinton, Erdoğan'ı 20 dakika ayakta bekledi
Hillary Clinton, Erdoğan konuşmasına başlayınca kürsünün hemen yanında ayakta bekledi. Erdoğan, konuşmasını keserek yerine oturmasını istedi. Ancak Clinton sahneden inip merdivenlerde ayakta durdu..
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk Kültür Merkezi tarafından ABD Başkanı Bush'un da kaldığı New York'un en ünlü otellerine Waldorf Astoria Otel'de verilen bin kişilik iftar yemeğine katıldı. Erdoğan, eski ABD Başkanı Bill Clinton'un eşi Senatör Hillary Clinton'un da katıldığı yemekte, silahsızlanma mesajı verdi. Erdoğan, "Teröre harcanan bir trilyon dolar huzur getirmiyor" dedi. Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, ABD gezisinde kendisine eşlik eden bakanlar ve eşleriyle birlikte katıldığı iftarın en büyük sürprizi Senatör Hillary Clinton oldu. Yemeğe Başbakan Erdoğan'dan önce gelerek bir konuşma yapan Clinton, büyük ilgi gördü.
BARIŞ VE SEVGİ MESAJI
Erdoğan ile bir süre ayak üstü sohbet eden Hillary Clinton, Erdoğan konuşmasına başlayınca kürsünün hemen yanında ayakta bekledi. Bu duruma hassasiyet gösteren Erdoğan, konuşmasını keserek tercümanı aracılığıyla Clinton'un yerine oturmasını istedi. Sahneden inen Clinton, yerine oturmadı ve Erdoğan'ın çeviri nedeniyle 20 dakika süren konuşmasını merdivenlerde ayakta izledi. Erdoğan, Clinton'un Türk- Amerikan ilişkilerine ve halklarının dostluğuna değer verdiğini belirterek, "Hillary Clinton'un bizlerle olmasından duyduğum memnuniyeti paylaşmak istiyorum" dedi. Brooklyn Belediye Başkanı Marty Markovitz'in konuşması herkesi eğlendirdi. Erdoğan için, "Yakışıklı ve sofistike" tabirini kullanan Markovitz, Türk olduğunu kanıtlamak için cebinden büyük bir nazar boncuğu çıkardı, teypten "Türkiye" "şarkısını dinletti. Markowitz, bu sırada "Türkiye, Türkiye'' diye tempo tutturdu. Markowitz, konuşmasının sonunda "Ne Mutlu Türküm diyene'' dedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk Kültür Merkezi tarafından ABD Başkanı Bush'un da kaldığı New York'un en ünlü otellerine Waldorf Astoria Otel'de verilen bin kişilik iftar yemeğine katıldı. Erdoğan, eski ABD Başkanı Bill Clinton'un eşi Senatör Hillary Clinton'un da katıldığı yemekte, silahsızlanma mesajı verdi. Erdoğan, "Teröre harcanan bir trilyon dolar huzur getirmiyor" dedi. Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, ABD gezisinde kendisine eşlik eden bakanlar ve eşleriyle birlikte katıldığı iftarın en büyük sürprizi Senatör Hillary Clinton oldu. Yemeğe Başbakan Erdoğan'dan önce gelerek bir konuşma yapan Clinton, büyük ilgi gördü.
BARIŞ VE SEVGİ MESAJI
Erdoğan ile bir süre ayak üstü sohbet eden Hillary Clinton, Erdoğan konuşmasına başlayınca kürsünün hemen yanında ayakta bekledi. Bu duruma hassasiyet gösteren Erdoğan, konuşmasını keserek tercümanı aracılığıyla Clinton'un yerine oturmasını istedi. Sahneden inen Clinton, yerine oturmadı ve Erdoğan'ın çeviri nedeniyle 20 dakika süren konuşmasını merdivenlerde ayakta izledi. Erdoğan, Clinton'un Türk- Amerikan ilişkilerine ve halklarının dostluğuna değer verdiğini belirterek, "Hillary Clinton'un bizlerle olmasından duyduğum memnuniyeti paylaşmak istiyorum" dedi. Brooklyn Belediye Başkanı Marty Markovitz'in konuşması herkesi eğlendirdi. Erdoğan için, "Yakışıklı ve sofistike" tabirini kullanan Markovitz, Türk olduğunu kanıtlamak için cebinden büyük bir nazar boncuğu çıkardı, teypten "Türkiye" "şarkısını dinletti. Markowitz, bu sırada "Türkiye, Türkiye'' diye tempo tutturdu. Markowitz, konuşmasının sonunda "Ne Mutlu Türküm diyene'' dedi.
PKK vahşeti: 12 ölü
Şırnak'ta dün Beşağaç köyüne giden minibüsü durduran teröristler, araçtan indirdikleri köylüleri kurşuna dizdi. Saldırıda 7'si geçici, 5'i gönüllü 12 köy korucusu öldü, 2 kişi yaralandı..
Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde köylüleri taşıyan ve içinde korucuların da bulunduğu minibüsü durduran teröristler, 14 kişiyi kurşuna dizdi. Saldırıda 5'i gönüllü, olmak üzere toplam 12 köy korucusu yaşamını yitirirken, 2 kişi de ağır yaralandı. Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç Köyü yakınlarında dün akşam 17.00 sıralarında su şebekesinde çalışan köylüleri taşıyan ve içerisinde korucuların da bulunduğu minibüs PKK'lı teröristlerce durduruldu. Teröristler araçtaki 14 kişiyi aşağı indirerek üstlerine ateş açtı. Saldırıda 5'i gönüllü, 7'si geçici 12 köy korucusu hayatını kaybederken, 2 kişi ise ağır yaralandı. Yaralılar askeri helikopterle Şırnak'taki askeri hastaneye kaldırılırken, kaçan teröristlerin yakalanması için bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı. Beşağaç Köyü'ne gittiği belirtilen köylülerin Pirozhan aşiretine mensup oldukları öğrenildi. Saldırıda ölenlerden sekizinin isimleri şöyle: Gönüllü köy korucuları Kamil Akdoğan, Rahmi Acer, Kadri Acer, Orhan Acer, Kazım Acer, geçici köy korucuları Yusuf Acer, Zeki Acer ile Reşit Acer, Harun Acer, Sefer Acer, Bengin Acer, Cuma Ermahan. Memduh Acer ve Erdal Acer ise ağır yaralandı.
EN BÜYÜK SALDIRILARDAN
Saldırının PKK'nın son yıllarda koruculara yönelik en büyük terör eylemlerinden birisi olduğu belirtildi. Saldırının güvenlik güçlerinin Beytüşşebap yakınlarındaki Kato Dağı'nda 15 gündür devam eden ve korucuların etkin rol aldığı 'Sonbahar Operasyonu'na misilleme olduğu öne sürüldü. Şırnak Valiliği'nden olaya ilişkin yapılan açıklamada, Beşağaç köyü bölgesinde köylerine su getirmek için çalışan 14 kişinin, PKK terör örgütü mensupları tarafından haince pusuya düşürüldüğü kaydedildi. Valiliğin açıklamasında, "Bu hain saldırıyı gerçekleştiren terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getirmek amacıyla operasyonlara başlanmıştır. Bölge halkının sözde temsilcisi olduğu iddiasında bulunan kanlı hain örgüt, yapmış olduğu bu eylemle çirkin yüzünü bir kez daha göstermiştir'' denildi.
Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde köylüleri taşıyan ve içinde korucuların da bulunduğu minibüsü durduran teröristler, 14 kişiyi kurşuna dizdi. Saldırıda 5'i gönüllü, olmak üzere toplam 12 köy korucusu yaşamını yitirirken, 2 kişi de ağır yaralandı. Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç Köyü yakınlarında dün akşam 17.00 sıralarında su şebekesinde çalışan köylüleri taşıyan ve içerisinde korucuların da bulunduğu minibüs PKK'lı teröristlerce durduruldu. Teröristler araçtaki 14 kişiyi aşağı indirerek üstlerine ateş açtı. Saldırıda 5'i gönüllü, 7'si geçici 12 köy korucusu hayatını kaybederken, 2 kişi ise ağır yaralandı. Yaralılar askeri helikopterle Şırnak'taki askeri hastaneye kaldırılırken, kaçan teröristlerin yakalanması için bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı. Beşağaç Köyü'ne gittiği belirtilen köylülerin Pirozhan aşiretine mensup oldukları öğrenildi. Saldırıda ölenlerden sekizinin isimleri şöyle: Gönüllü köy korucuları Kamil Akdoğan, Rahmi Acer, Kadri Acer, Orhan Acer, Kazım Acer, geçici köy korucuları Yusuf Acer, Zeki Acer ile Reşit Acer, Harun Acer, Sefer Acer, Bengin Acer, Cuma Ermahan. Memduh Acer ve Erdal Acer ise ağır yaralandı.
EN BÜYÜK SALDIRILARDAN
Saldırının PKK'nın son yıllarda koruculara yönelik en büyük terör eylemlerinden birisi olduğu belirtildi. Saldırının güvenlik güçlerinin Beytüşşebap yakınlarındaki Kato Dağı'nda 15 gündür devam eden ve korucuların etkin rol aldığı 'Sonbahar Operasyonu'na misilleme olduğu öne sürüldü. Şırnak Valiliği'nden olaya ilişkin yapılan açıklamada, Beşağaç köyü bölgesinde köylerine su getirmek için çalışan 14 kişinin, PKK terör örgütü mensupları tarafından haince pusuya düşürüldüğü kaydedildi. Valiliğin açıklamasında, "Bu hain saldırıyı gerçekleştiren terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getirmek amacıyla operasyonlara başlanmıştır. Bölge halkının sözde temsilcisi olduğu iddiasında bulunan kanlı hain örgüt, yapmış olduğu bu eylemle çirkin yüzünü bir kez daha göstermiştir'' denildi.
Borsa ve dolardaki beklentiler
Kurda önemli destek seviyeleri olarak gösterilen bölgelerin teker teker kırılmasıyla birlikte doların düşmesini değerlendiren uzmanlar, alım müdahalelerinin gerçekleşmemesi halinde dolar kurunun 1.10 seviyelerine inebileceği öngörüsünde bulundu.
Kurda önemli destek seviyeleri olarak gösterilen bölgelerin teker teker kırılmasıyla birlikte doların 1.20 YTL kadar düşmesini değerlendiren uzmanlar, ABD ekonomisine ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve resesyon tartışmalarının yatırımcılar üzerinde tedirginlik yaratmasıyla birlikte, dolara talebin düştüğünü belirtiyor.
Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, FED'in faiz indirimiyle birlikte gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolara karşı değer kazandığını, YTL'nin de önümüzdeki günlerdeki değer kazanma sürecinin devam edeceğini söyledi. Enflasyon rakamlarının açıklanması sonrasında 3-16 tarihleri arasındaki Merkez Bankası Para Kurulu toplantısı ve IMF'nin Türkiye'ye gelişi gibi konuların döviz piyasası üzerinde etkili olacağını ifade eden Uskuay, alım müdahalelerinin gerçekleşmemesi halinde ise dolar kurunun 1.10 seviyelerine inebileceği öngörüsünde bulundu.
BORSA 56 BİN 300 DİRENCİNİ ZORLAYABİLİR
Gelişmekte olan ülkelerden Brezilya, Hindistan, Çin borsalarının rekor kırmaya devam ettiğini vurgulayan Uskuay, gelişmekte olan ülkelerdeki seçici alımların, ileriki günlerde diğer piyasalara da yayılabileceğini, bu ülkeler arasında Türkiye'nin olabileceğini söyledi. Uskuay, önümüzdeki haftaya ilişkin piyasadaki olası gelişmeleri şöyle aktardı:
"3 Ekim'deki enflasyon rakamlarının beklentilerin altına çıkması durumunda 16 Ekimde yapılacak olan MB Para Kurulu toplantısındaki faiz indirimi beklentileri artarak devam edecek ve özellikle piyasalar tarafından bu süreç satıl alınacaktır. 4 Ekim'de ise IMF'nin Türkiye'ye geliyor oluşu piyasalarda ayrı bir beklenti oluşturacaktır.
Yurtdışı piyasalarda ise en önemli veri akışı cuma günü ABD tarım dışı istihdam rakamları açıklanacak. Bu rakamlarda önemli bir azalış olmadığı taktirde, yurtdışı piyasalardaki iyimserlik, FED'in faiz indirim sürecinin satın alınmasıyla birlikte devam edecektir. Bunun olumlu etkisiyle önümüzdeki haftalarda İMKB 56 bin 300 direncini zorlayabilir. "
"DOLARDAN KAÇIŞ DEVAM EDECEK"
Gökhan Uskuay, yurtdışında dolardan kaçışın önümüzdeki dönemde devam edeceğini kaydederek, "Hem faiz indiriminin gerçekleşmesi, hem de Amerikan ekonomisindeki daralma sinyali, dolardan kaçışı emtia piyasalarına sığınmayı devam ettirecektir. Altın fiyatlarında ileriki günlerde 800'lere doğru bir hareketlilik yaşanabilir. FED'in faiz indirimi emtia fiyatlarında yeni balonlar oluşmasına sebep olabilir. Yurtdışı borsalarda gelişmekte olan piyasalarda para girişinin devam etmesini, ABD'de Dow Jones endeksinin önümüzdeki hafta yeni bir rekor kırmasını bekliyoruz" değerlendirmesi yaptı.
Goldaş Kıymetli Madenler A.Ş Hazine Uzmanı Dilek Özçelik de, piyasaların bu hafta içinde ABD'den gelen ekonomik verilere odaklandığını, konut satışlarının dayanıklı mal siparişleri ve tüketici güveninin düşük gelmesi gibi unsurların ABD ekonomisinin zayıflığının devam ettiğine dair işaretler olduğunu söyledi. Bu nedenle piyasalarda FED'in 31 Ekim'de yapacağı toplantısında yeni bir faiz indirimi yapacağına dair beklentiler oluştuğunu vurgulayan Özçelik, altın fiyatlarında hafta boyunca 723-736 dolar bandında hareketler gözlendiğini ifade etti. Özçelik, parite ve petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisi altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketin devamını getireceğini, teknik olarak bakıldığında ise altının 736 dolar seviyelerini kırmakta zorlandığını, parite ve petrol fiyatlarının desteklemesine bağlı olarak alım pozisyonlarının devam etmesiyle ilk olarak 740 dolar sonrasında 750 dolar seviyelerine doğru yükseliş beklenebileceğini kaydetti.Önümüzdeki hafta da ABD'de ev satışları, iş başvuruları, işsizlik oranı, otomobil satışları ve tarım dışı istihdam verileri açıklanacağını dile getiren Özçelik, bu verileri piyasalar için önemle takip edileceğini söyledi.
Kurda önemli destek seviyeleri olarak gösterilen bölgelerin teker teker kırılmasıyla birlikte doların 1.20 YTL kadar düşmesini değerlendiren uzmanlar, ABD ekonomisine ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve resesyon tartışmalarının yatırımcılar üzerinde tedirginlik yaratmasıyla birlikte, dolara talebin düştüğünü belirtiyor.
Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, FED'in faiz indirimiyle birlikte gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin dolara karşı değer kazandığını, YTL'nin de önümüzdeki günlerdeki değer kazanma sürecinin devam edeceğini söyledi. Enflasyon rakamlarının açıklanması sonrasında 3-16 tarihleri arasındaki Merkez Bankası Para Kurulu toplantısı ve IMF'nin Türkiye'ye gelişi gibi konuların döviz piyasası üzerinde etkili olacağını ifade eden Uskuay, alım müdahalelerinin gerçekleşmemesi halinde ise dolar kurunun 1.10 seviyelerine inebileceği öngörüsünde bulundu.
BORSA 56 BİN 300 DİRENCİNİ ZORLAYABİLİR
Gelişmekte olan ülkelerden Brezilya, Hindistan, Çin borsalarının rekor kırmaya devam ettiğini vurgulayan Uskuay, gelişmekte olan ülkelerdeki seçici alımların, ileriki günlerde diğer piyasalara da yayılabileceğini, bu ülkeler arasında Türkiye'nin olabileceğini söyledi. Uskuay, önümüzdeki haftaya ilişkin piyasadaki olası gelişmeleri şöyle aktardı:
"3 Ekim'deki enflasyon rakamlarının beklentilerin altına çıkması durumunda 16 Ekimde yapılacak olan MB Para Kurulu toplantısındaki faiz indirimi beklentileri artarak devam edecek ve özellikle piyasalar tarafından bu süreç satıl alınacaktır. 4 Ekim'de ise IMF'nin Türkiye'ye geliyor oluşu piyasalarda ayrı bir beklenti oluşturacaktır.
Yurtdışı piyasalarda ise en önemli veri akışı cuma günü ABD tarım dışı istihdam rakamları açıklanacak. Bu rakamlarda önemli bir azalış olmadığı taktirde, yurtdışı piyasalardaki iyimserlik, FED'in faiz indirim sürecinin satın alınmasıyla birlikte devam edecektir. Bunun olumlu etkisiyle önümüzdeki haftalarda İMKB 56 bin 300 direncini zorlayabilir. "
"DOLARDAN KAÇIŞ DEVAM EDECEK"
Gökhan Uskuay, yurtdışında dolardan kaçışın önümüzdeki dönemde devam edeceğini kaydederek, "Hem faiz indiriminin gerçekleşmesi, hem de Amerikan ekonomisindeki daralma sinyali, dolardan kaçışı emtia piyasalarına sığınmayı devam ettirecektir. Altın fiyatlarında ileriki günlerde 800'lere doğru bir hareketlilik yaşanabilir. FED'in faiz indirimi emtia fiyatlarında yeni balonlar oluşmasına sebep olabilir. Yurtdışı borsalarda gelişmekte olan piyasalarda para girişinin devam etmesini, ABD'de Dow Jones endeksinin önümüzdeki hafta yeni bir rekor kırmasını bekliyoruz" değerlendirmesi yaptı.
Goldaş Kıymetli Madenler A.Ş Hazine Uzmanı Dilek Özçelik de, piyasaların bu hafta içinde ABD'den gelen ekonomik verilere odaklandığını, konut satışlarının dayanıklı mal siparişleri ve tüketici güveninin düşük gelmesi gibi unsurların ABD ekonomisinin zayıflığının devam ettiğine dair işaretler olduğunu söyledi. Bu nedenle piyasalarda FED'in 31 Ekim'de yapacağı toplantısında yeni bir faiz indirimi yapacağına dair beklentiler oluştuğunu vurgulayan Özçelik, altın fiyatlarında hafta boyunca 723-736 dolar bandında hareketler gözlendiğini ifade etti. Özçelik, parite ve petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisi altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketin devamını getireceğini, teknik olarak bakıldığında ise altının 736 dolar seviyelerini kırmakta zorlandığını, parite ve petrol fiyatlarının desteklemesine bağlı olarak alım pozisyonlarının devam etmesiyle ilk olarak 740 dolar sonrasında 750 dolar seviyelerine doğru yükseliş beklenebileceğini kaydetti.Önümüzdeki hafta da ABD'de ev satışları, iş başvuruları, işsizlik oranı, otomobil satışları ve tarım dışı istihdam verileri açıklanacağını dile getiren Özçelik, bu verileri piyasalar için önemle takip edileceğini söyledi.
Cağaloğlu Hamamı dünyanın en iyisi
İngiliz Guardian gazetesi seyahat sayfalarında dünyanın en iyi 5 hamamını listeledi. Listenin başında İstanbul'a gelen turistlere Türk hamamı olarak gösterilen ilk adres olan tarihi Cağaloğlu Hamamı var. Gazete Florence Nightingale'den Cameron Diaz'a kadar pek çok ünlü ismin Türkiye'deki bu tarihi mekânda rahatladığını yazıyor. Giriş ücreti ise 12 sterlin. Listenin ikinci sırasında İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Porchester Spa merkezi var. 3'üncü sırada Moskova'da bulunan Sandunovskiye Banya'da votka ve balık da yenilebiliyor. 4'üncü sırada Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de eski bir Osmanlı yapısından dönüştürülen Kiraly var. Hamam özellikle havuzunun tepesindeki cam çatıyla biliniyor. Giriş ücreti yalnızca 3 sterlin. İlk 5'e son sıradan giren mekân ise Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de bulunan Yrjonkadun
Şizofreni akıllı yapar
Fransız Paris Review dergisine konuşan Orhan Pamuk, İstanbul'da günde 10 saat çalıştığını belirterek ekledi: Şizofreni sizi akıllı yapar..
Amerikan New York Times gazetesi, Nobel'li yazar Orhan Pamuk'un 1999'da yazdığı denemelerden oluşan ve kısa süre önce İngilizce'ye çevrilen "Öteki Renkler" kitabına 5 sayfa yer ayırdı. Pamuk'un Paris Review dergisinde yaptığı röportajı da kitabına koyduğuna dikkat çeken New York Times, Pamuk'u şöyle anlattı: "Pamuk'un iki aşkı var: Kitaplar ve İstanbul. Fransız yazar Proust'un Paris günlerini hesaplaması gibi o da İstanbul'da geçirdiği günleri hesaplamış! Tam 15 bin 300 gün... Gençlik yılları boyunca her gün 10 saatini odasında geçirdi. 31 yaşına gelene kadar İstanbul'dan çok da ayrılmadı bile..." New York Times daha sonra Pamuk'un sevdiği yazarlar ve kitap yazma ile ilgili düşüncelerini şöyle sıralıyor: "Dostoyevski gibi inanç, soyut düşünce ve felsefi çatışmalarını dramatize edebilen çok az yazar var... Masamın başına oturmak bana zevk veriyor. Tıpkı oyuncaklarıyla oynayan bir çocuk gibi seviniyorum..." Ünlü yazarın politik düşüncelerden çok çocukluk anılarından bahsettiğine dikkat çeken ABD gazetesi, "Batı-Doğu kültüründen etkilenilmesi"nin Nobel'li Pamuk'un yazarlık serüvenindeki yerini yazdı: "Birçok noktada kitapları, Pamuk'un 'iki ruh bir ruhtan daha iyidir' hissini yansıtır. Pamuk, yaşadığı kültürel etkileşimi Paris Review dergisine şu sözlerle ifade etti: Şizofreni sizi akıllı yapar..."
Amerikan New York Times gazetesi, Nobel'li yazar Orhan Pamuk'un 1999'da yazdığı denemelerden oluşan ve kısa süre önce İngilizce'ye çevrilen "Öteki Renkler" kitabına 5 sayfa yer ayırdı. Pamuk'un Paris Review dergisinde yaptığı röportajı da kitabına koyduğuna dikkat çeken New York Times, Pamuk'u şöyle anlattı: "Pamuk'un iki aşkı var: Kitaplar ve İstanbul. Fransız yazar Proust'un Paris günlerini hesaplaması gibi o da İstanbul'da geçirdiği günleri hesaplamış! Tam 15 bin 300 gün... Gençlik yılları boyunca her gün 10 saatini odasında geçirdi. 31 yaşına gelene kadar İstanbul'dan çok da ayrılmadı bile..." New York Times daha sonra Pamuk'un sevdiği yazarlar ve kitap yazma ile ilgili düşüncelerini şöyle sıralıyor: "Dostoyevski gibi inanç, soyut düşünce ve felsefi çatışmalarını dramatize edebilen çok az yazar var... Masamın başına oturmak bana zevk veriyor. Tıpkı oyuncaklarıyla oynayan bir çocuk gibi seviniyorum..." Ünlü yazarın politik düşüncelerden çok çocukluk anılarından bahsettiğine dikkat çeken ABD gazetesi, "Batı-Doğu kültüründen etkilenilmesi"nin Nobel'li Pamuk'un yazarlık serüvenindeki yerini yazdı: "Birçok noktada kitapları, Pamuk'un 'iki ruh bir ruhtan daha iyidir' hissini yansıtır. Pamuk, yaşadığı kültürel etkileşimi Paris Review dergisine şu sözlerle ifade etti: Şizofreni sizi akıllı yapar..."
Tıp ve siyasetin renkli yüzü Aktuna'yı kaybettik
Eski bakanlardan Dr. Yıldırım Aktuna, pankreas kanseri tedavisi gördüğü Alman Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu. Aktuna 77 yaşındaydı..
Sağlık ve devlet eski bakanlarından Dr. Yıldırım Aktuna, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul Alman Hastanesi'nde pankreas kanserine yenik düştü. Durumu ağırlaşan ünlü tıp ve siyaset adamı, dün akşam saat 20.30 sıralarında hayatını kaybetti. Hastalığı ortaya çıktıktan sonra, bir süre Çin'de tedavi gören Aktuna, 77 yaşındaydı. Aktuna'nın doktoru Jan Klod Kayuka Alman Hastanesi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, şubat ayında pankreas kanseri teşhisi konulan Yıldırım Aktuna'nın, önce kısa bir süre için Ankara'ya, daha sonra da Çin'e gittiğini söyledi. Ağustos ayında Türkiye'ye dönen Aktuna'nın, çok kısa bir süre Bodrum'daki hastanelerinde kaldığını anlatan Kayuka, 17 Eylül'den beri de Alman Hastanesi'nde tedavi görmekte olduğunu kaydetti.
"BİLİNCİ KAPALIYDI"
İki gündür Aktuna'nın durumunda kötüleşme meydana geldiğini, solunumunun düzensizleştiğini ifade eden Kayuka, "Sevindiğimiz yön, bu süreci acısız geçirmiş olmasıdır" dedi. Aktuna'nın dün akşam kan şekerinin düştüğünü ve kendisine yoğun bakım ekibinin müdahale ettiğini anlatan Kayuka açıklamasında "Pankreas kanseri teşhisten sonra 6 ay ila 1 yıl arasında öldürür. Yıldırım Bey de 8'inci ayda hayatını kaybetti. Son iki gündür bilincini yitirmişti" diye konuştu. Yıldırım Aktuna'nın ölümünün ardından eski eşi tiyatrocu Zeliha Berksoy ve oğlu Oğul Aktuna hastaneye geldi.
GEN TERAPİSİ YAPILDI
Gen terapisi ve klasik kemoterapi için Çin'e giden Aktuna, bu ülkede özel bir doktor heyeti tarafından tedavi edilmişti. Çinli doktorlar Aktuna'nın tümörünün yüzde 70 oranında küçüldüğü açıklamıştı.
AMATEM'in kurucusuydu
DR. Yıldırım Aktuna, önce tıp, ardından girdiği politika dünyasının en renkli simalarından biri oldu. 1930 yılında İstanbul'da doğan Aktuna, 1979 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği'ne ve aynı hastanenin Nöroloji Kliniği Şefliği'ne atandı. 1983'te hastane bünyesinde Türkiye'deki ilk "Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Araştırma Merkezi"ni kurdu. Aktuna, 1988'de Sosyal Demokrat Halkçı Parti'ye (SHP) girdi. 1989' da Bakırköy Belediye Başkanı seçilen ve 2.5 yıl bu görevi yürüten Aktuna, 1991'de DYP'ye katıldı. Sağlık ve Devlet Bakanlığı görevlerinde bulunan Yıldırım Aktuna, 1996'da DYP'den istifa etti. 1997'de Demokrat Türkiye Partisi'nde genel başkan yardımcılığı yapan Aktuna, 2001'de DYP'ye geri döndü. Liberal Demokrat Parti'ye 2003'te katılan Aktuna, bu partide de genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
Çin'den dönüp Bodrum'a gitti
GEÇEN yıl kasım ayında hastalanan Aktuna, Çin'deki tedavisine ara verip, bu yaz Türkiye'ye dönmüştü. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a gelen Aktuna, Alman Hastanesi'nde kısa bir tedavi gördükten sonra Bodrum'da dinlenmeye gitmişti. Bu yıl eylül ayında Çin'e dönmeyi planlayan ancak rahatsızlığı artınca tekrar İstanbul'a gelen Yıldırım Aktuna'nın tedavisine Alman Hastanesi'nde devam edilmişti.
Sağlık ve devlet eski bakanlarından Dr. Yıldırım Aktuna, bir süredir tedavi gördüğü İstanbul Alman Hastanesi'nde pankreas kanserine yenik düştü. Durumu ağırlaşan ünlü tıp ve siyaset adamı, dün akşam saat 20.30 sıralarında hayatını kaybetti. Hastalığı ortaya çıktıktan sonra, bir süre Çin'de tedavi gören Aktuna, 77 yaşındaydı. Aktuna'nın doktoru Jan Klod Kayuka Alman Hastanesi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, şubat ayında pankreas kanseri teşhisi konulan Yıldırım Aktuna'nın, önce kısa bir süre için Ankara'ya, daha sonra da Çin'e gittiğini söyledi. Ağustos ayında Türkiye'ye dönen Aktuna'nın, çok kısa bir süre Bodrum'daki hastanelerinde kaldığını anlatan Kayuka, 17 Eylül'den beri de Alman Hastanesi'nde tedavi görmekte olduğunu kaydetti.
"BİLİNCİ KAPALIYDI"
İki gündür Aktuna'nın durumunda kötüleşme meydana geldiğini, solunumunun düzensizleştiğini ifade eden Kayuka, "Sevindiğimiz yön, bu süreci acısız geçirmiş olmasıdır" dedi. Aktuna'nın dün akşam kan şekerinin düştüğünü ve kendisine yoğun bakım ekibinin müdahale ettiğini anlatan Kayuka açıklamasında "Pankreas kanseri teşhisten sonra 6 ay ila 1 yıl arasında öldürür. Yıldırım Bey de 8'inci ayda hayatını kaybetti. Son iki gündür bilincini yitirmişti" diye konuştu. Yıldırım Aktuna'nın ölümünün ardından eski eşi tiyatrocu Zeliha Berksoy ve oğlu Oğul Aktuna hastaneye geldi.
GEN TERAPİSİ YAPILDI
Gen terapisi ve klasik kemoterapi için Çin'e giden Aktuna, bu ülkede özel bir doktor heyeti tarafından tedavi edilmişti. Çinli doktorlar Aktuna'nın tümörünün yüzde 70 oranında küçüldüğü açıklamıştı.
AMATEM'in kurucusuydu
DR. Yıldırım Aktuna, önce tıp, ardından girdiği politika dünyasının en renkli simalarından biri oldu. 1930 yılında İstanbul'da doğan Aktuna, 1979 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği'ne ve aynı hastanenin Nöroloji Kliniği Şefliği'ne atandı. 1983'te hastane bünyesinde Türkiye'deki ilk "Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Araştırma Merkezi"ni kurdu. Aktuna, 1988'de Sosyal Demokrat Halkçı Parti'ye (SHP) girdi. 1989' da Bakırköy Belediye Başkanı seçilen ve 2.5 yıl bu görevi yürüten Aktuna, 1991'de DYP'ye katıldı. Sağlık ve Devlet Bakanlığı görevlerinde bulunan Yıldırım Aktuna, 1996'da DYP'den istifa etti. 1997'de Demokrat Türkiye Partisi'nde genel başkan yardımcılığı yapan Aktuna, 2001'de DYP'ye geri döndü. Liberal Demokrat Parti'ye 2003'te katılan Aktuna, bu partide de genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
Çin'den dönüp Bodrum'a gitti
GEÇEN yıl kasım ayında hastalanan Aktuna, Çin'deki tedavisine ara verip, bu yaz Türkiye'ye dönmüştü. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a gelen Aktuna, Alman Hastanesi'nde kısa bir tedavi gördükten sonra Bodrum'da dinlenmeye gitmişti. Bu yıl eylül ayında Çin'e dönmeyi planlayan ancak rahatsızlığı artınca tekrar İstanbul'a gelen Yıldırım Aktuna'nın tedavisine Alman Hastanesi'nde devam edilmişti.
Beni annemden ayırmayın
Melen Hattı Projesi'nin Sarayburnu şantiyesinde çalışırken vinçten düşen parçanın altında kalarak ölen harita mühendisi Yurttaş dün toprağa verildi. Yurttaş'ın oğlu tabutun başından ayrılamadı..
ALKIŞLARLA UĞURLANDI
Bir çocuk annesi Yurttaş için dün sabah ilk olarak Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından bir tören düzenlendi. Törende Gülseren Yurttaş'ın 10 yaşındaki oğlu Yağmur ile kız kardeşi Hacite Yurttaş da hazır bulundu. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Tores Dinçöz, "Bu taşeron firmalardaki beşinci kaybımız. Büyükşehir Belediyesi dev projelerde yetersiz taşeron firmalara görev veriyor. Kazaya neden olan vinç, kayıtlarda bile yok" dedi. Gülseren Yurttaş'ın cenazesi, törenin ardından alkışlar arasında toprağa verilmek üzere memleketi Bilecik'in Gölpazarı ilçesine gönderildi. Gülseren Yurttaş'ın cenazesi Gölpazarı ilçesine gönderilirken; cenaze için genç kadının mesai arkadaşları da bir otobüsle ilçeye geldi. Yurttaş'ın cenazesi ikindi namazına kadar evin bahçesinde bekletilirken, anne ve babası başsağlı dileklerini kabul etti. Yurttaş'ın 10 yaşındaki oğlu Yağmur ise, "Beni annemden ayırmayın" diye gözyaşı döktü. Diğer yandan, Gülseren Yurttaş'ın 8 yıl önce boşandığı eşi de cenazeye katıldı. İlçe merkezindeki Yenicami'ye götürülen cenaze, ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.
ALKIŞLARLA UĞURLANDI
Bir çocuk annesi Yurttaş için dün sabah ilk olarak Zincirlikuyu Mezarlığı'nda Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından bir tören düzenlendi. Törende Gülseren Yurttaş'ın 10 yaşındaki oğlu Yağmur ile kız kardeşi Hacite Yurttaş da hazır bulundu. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Tores Dinçöz, "Bu taşeron firmalardaki beşinci kaybımız. Büyükşehir Belediyesi dev projelerde yetersiz taşeron firmalara görev veriyor. Kazaya neden olan vinç, kayıtlarda bile yok" dedi. Gülseren Yurttaş'ın cenazesi, törenin ardından alkışlar arasında toprağa verilmek üzere memleketi Bilecik'in Gölpazarı ilçesine gönderildi. Gülseren Yurttaş'ın cenazesi Gölpazarı ilçesine gönderilirken; cenaze için genç kadının mesai arkadaşları da bir otobüsle ilçeye geldi. Yurttaş'ın cenazesi ikindi namazına kadar evin bahçesinde bekletilirken, anne ve babası başsağlı dileklerini kabul etti. Yurttaş'ın 10 yaşındaki oğlu Yağmur ise, "Beni annemden ayırmayın" diye gözyaşı döktü. Diğer yandan, Gülseren Yurttaş'ın 8 yıl önce boşandığı eşi de cenazeye katıldı. İlçe merkezindeki Yenicami'ye götürülen cenaze, ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.
İstiklal Caddesi'nden Kraliçe Sophia geçti
İspanya Kraliçesi Sophia, önceki gece İstanbul sokaklarındaydı. İstiklal Caddesi'ndeki muhteşem manzaralı '360 İstanbul' adlı rastoranda yemek yiyen Kraliçe Sophia, daha sonra Saint Antuan Katolik Kilisesi'ni ziyaret etti. Kraliçe hafta başında özel ziyaret için Konya'ya gelmiş, ancak Afganistan'da ölen iki İspanyol askerin cenaze törenine katılmak üzere programını yarıda keserek ülkesine dönmüştü.
Çalışmadan 4,5 yıl ders ücreti almış
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Önce'nin girmek için aldığı 120 saat derse kendi yerine bir araştırma görevlisini sokup, ayda 3 bin YTL aldığı ortaya çıktı. Öğretim görevlilerinin, 'görevi kötüye kullanmaktan' hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlandığı Prof. Önce ile ilgili olarak YÖK de soruşturma açtı. Rektör Önce, Araştırma Görevlisi İsmail Topal'ı kendisinin yerine derse soktuğunu itiraf ederek, ders ücretini Topal'a elden verdiğini ileri sürdü. Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer tarafından ikinci defa rektörlük görevine atanan Prof. Dr. Önce'nin yerine Araştırma Görevlisi İsmail Topal'ı günde 6, ayda ise 120 saat derse sokup, 3 bin YTL ders ücreti aldığı ortaya çıktı. Önce'nin göreve geldiği günden bu zamana kadar, Mühendislik Fakültesi, Fen Bilimler ve Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde haftada 30 saat ders ücreti aldığı belirlendi. Önce'nin çizelge halinde tutulan dosyada görevinin rektör, uzmanlık alanının ise maden işletmesi olarak yazdığı öğrenildi.
YÖK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Türkiye'nin hiçbir üniversitesinde rektörün bu kadar boş vaktinin olamayacağını iddia eden adını vermek istemeyen bir YÖK yetkilisi, konuyla ilgili soruşturma başlattıklarını söyledi. Rektör Önce, kendisini telefonla arayan SABAH muhabirinin Türkiye'de hiçbir üniversitede rektörün günde 6 saat derse girmediği yönündeki sorusuna, "Evet vaktimiz yok" yanıtını verdi. 4.5 yıldır ders ücreti aldığını kabul eden Önce şunları söyledi: "Topal'a verdiğim ders ücretinin parasını resmi olarak belgeleyemem. Kasadan resmi olarak benim adıma çıkıyor. Önemli olan kişinin derse girmesidir. Onu onore etmem, emeğinin karşılığını vermem lazım. Hakkettiğini elden veriyorum."
YÖK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Türkiye'nin hiçbir üniversitesinde rektörün bu kadar boş vaktinin olamayacağını iddia eden adını vermek istemeyen bir YÖK yetkilisi, konuyla ilgili soruşturma başlattıklarını söyledi. Rektör Önce, kendisini telefonla arayan SABAH muhabirinin Türkiye'de hiçbir üniversitede rektörün günde 6 saat derse girmediği yönündeki sorusuna, "Evet vaktimiz yok" yanıtını verdi. 4.5 yıldır ders ücreti aldığını kabul eden Önce şunları söyledi: "Topal'a verdiğim ders ücretinin parasını resmi olarak belgeleyemem. Kasadan resmi olarak benim adıma çıkıyor. Önemli olan kişinin derse girmesidir. Onu onore etmem, emeğinin karşılığını vermem lazım. Hakkettiğini elden veriyorum."
Gözyaşlarıyla uğurlandılar
Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyü yakınlarında, terör örgütü PKK mensuplarının saldırısı sonucu ölen 13 kişi için Beytüşşebap Kaymakamlığı önünde cenaze töreni düzenlendi.
Törende konuşan Şırnak Valisi Selahattin Aparı, "13 vatandaşımız PKK terör örgütü tarafından katledildi. Bunu şiddetle kınıyoruz. Terör örgütü PKK gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Bu vatandaşlarımızın tek suçu, köylerine su getirmekti. Vatan için kendini siper eden bu vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz. Devletimiz, hiç bir zaman PKK'ya boyun eğmeyecektir. Şehit olanların ailelerine sahip çıkacaktır" dedi.
Konuşmadan sonra cenaze namazı kılındı ve dua edildi. Tören sonunda, cenazeler defnedilmek üzere Beşağaç köyüne götürüldü.Beşağaç köyü yakınlarında, terör örgütü PKK mensuplarının bir minibüsü taraması sonucu gönüllü köy korucuları Kamil Akdoğan, Rahmi Acer, Kadri Acer, Orhan Acer, Kazım Acer, geçici köy korucuları Yusuf Acer, Zeki Acer ile Reşit Acer, Harun Acer, Sefer Acer, Bengin Acer, Cuma Ermahan ve Medeni Akdoğan (7) hayatını kaybetmişti. Yaralanan Memduh Acer ve Erdal Acer'in Şırnak Askeri Hastanesi'nde tedavileri sürüyor.
Törende konuşan Şırnak Valisi Selahattin Aparı, "13 vatandaşımız PKK terör örgütü tarafından katledildi. Bunu şiddetle kınıyoruz. Terör örgütü PKK gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Bu vatandaşlarımızın tek suçu, köylerine su getirmekti. Vatan için kendini siper eden bu vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz. Devletimiz, hiç bir zaman PKK'ya boyun eğmeyecektir. Şehit olanların ailelerine sahip çıkacaktır" dedi.
Konuşmadan sonra cenaze namazı kılındı ve dua edildi. Tören sonunda, cenazeler defnedilmek üzere Beşağaç köyüne götürüldü.Beşağaç köyü yakınlarında, terör örgütü PKK mensuplarının bir minibüsü taraması sonucu gönüllü köy korucuları Kamil Akdoğan, Rahmi Acer, Kadri Acer, Orhan Acer, Kazım Acer, geçici köy korucuları Yusuf Acer, Zeki Acer ile Reşit Acer, Harun Acer, Sefer Acer, Bengin Acer, Cuma Ermahan ve Medeni Akdoğan (7) hayatını kaybetmişti. Yaralanan Memduh Acer ve Erdal Acer'in Şırnak Askeri Hastanesi'nde tedavileri sürüyor.
İlk dizi teklifini reddetmiştim
SİNEMANIN tartışılmaz kraliçesi Türkan Şoray, Atıf Yılmaz'la başladığı dizi serüvenini SABAH'a anlattı. Dizi hazırlanırken çok özverili çalışıldığını anlatan Şoray, bütün set ekiplerini de alkışlamak gerektiğini söylüyor: "Öncelikle senaryo çok önemli, canlandıracağım karakteri sevmem, heyecan duymam lazım. Ayrıca, yapımcı firmaya ve gösterileceği kanala da güvenmem şart. Sinema filminde rol seçmek konusunda daha özgürüm ama televizyon farklı. Türkiye'nin genelinde seyredildiği için, seyircimin beni görmek istediği rolleri tercih ediyorum. Bu yıl Cihan Ünal'la kamera karşısına geçeceğim ve bu romantik komedi tarzında keyifli bir dizi olacak. Bu karakter içimizden biri. Yıllar önce Osman Seden teklif etmişti. Şaşırmış, böyle bir şey olamaz diye düşünmüş, kabul etmemiştim. Sonra Atıf Yılmaz'ın çektiği ve ilk dizim olan "Tatlı Betüş"te oynadığım zaman, Osman Bey'in ileriyi görüp, nasıl doğru değerlendirdiğini de anlamıştım.Dizideki elemanlar, günde 18 saat çalışıyorlar, sosyal yaşamları bitiyor. Yani ağır işçilik yapıyorlar. Tüm bu zor koşullara rağmen, inanılmaz güzel ve kaliteli diziler çekiliyor. Ben hepsini çok beğeniyorum nasıl iyi niyetle, inanılarak, canla başla çalıştıklarını biliyorum. Emek veren senaristleri, yönetmenleri, set işçilerini, teknik ekipleri, oyuncuları kutluyor ve alkışlıyorum. Bazı dizilerin üç dört bölüm sonra kaldırılmaları çok acı."
Dizilerin kaderi reytinge bağlı...
YERLİ diziler genelde eylül, kasım ve ocak aylarında yayına giriyor. Bir de günlerin uzun, insanların genelde tatilde olduğu, TV'nin az izlendiği yaz dönemi dizileri var. Bunlar arasında reyting yarışından başarıyla çıkanlar, sonbahar ve kış döneminde de yayında kalıyor. Dizinin yayında kalıp kalmayacağı kararı yayıncı kuruluşa ait. Zira yapımcı ile televizyon kanalı arasındaki anlaşma reyting oranlarına göre belirleniyor. Yeni yayına giren bir diziye genelde dört hafta açık çek veriliyor. Eğer bu süre zarfında televizyon kanalının hedeflediği izleyici grubu içinden (örneğin 20 yaş ve üzeri B-C grubu) arzu edilen reyting alınamazsa dizinin yayınına son veriliyor. Devam eden bir yerli dizinin reytinginde düşme gözlendiğinde yayıncı kuruluş yapımcıya iki bölüm sonra dizinin yayınına son verileceğini haber veriyor. Senaristler de iki bölümde diziyi bir sonuca ulaştıracak finali yazıyor.
İştah kabartan 600 milyon YTL'lik pasta
TV'ler, gelirlerinin üçte ikisini prime time saatlerinde yayınlanan yerli dizilerden sağlıyor. Dizi başına 500 bin dolara yakın reklam alan diziler, son beş yılda 600 milyon YTL'yi aşan dev bir sektöre dönüştü..
BAŞLARKEN
Neredeyse tek "sosyal faaliyeti" televizyon izlemek olan Türk insanı kültürel olarak kendi yaşantısına örf ve adetine yakın gördüğü yerli televizyon dizileriyle yatıyor, onlarla kalkıyor. Avrupa Yakası ile kahkahalara boğuluyor, Kurtlar Vadisi'yle Türkiye'nin siyasi ve mafyatik gündemini izliyor, Bıçak Sırtı'yla rüyalar âlemine dalıyor. Ailenin bir arada izleyebileceği formatta hazırlanan diziler, hayatımızda öylesine etkili ki, dizinin repliklerine göre espri yapıyor, yayın akışına göre yemek saatlerini ayarlıyor, eş dost ziyaretlerinin günlerini belirliyoruz. Herkesin bir dizisi, herkesin kendisiyle özdeşleştirdiği bir dizi kahramanı var. SABAH hayatımızın ayrılmaz bir parçası yerli televizyon dizilerinin dosyasını açıyor. Yapımcılar, starlar, set işçileri, yayıncı kuruluş yöneticileri dizi dünyasını ve onun bilinmeyen sırlarını anlatıyor. Kimler bu işin ceremesini çekiyor kimler sefasını? Yıllık 600 milyon YTL'nin üstünde paranın döndüğü, starların haftada 70 bin en vasıfsız işçilerin 500 YTL kazandığı sektörde herkes şikâyetçi, herkes dertli. Hepsi ve daha fazlası, arkası yarın yayınlanacak 32 kısım tekmili birden "Hayatımız Dizi" yazı dizisinde...
Her şey TRT'nin 1975 yılında Müjde Ar'ı üne kavuşturan Aşk-ı Memnu dizisini siyah beyaz ekranlara taşımasıyla başladı. Beyaz perdeden beyaz cama geçişle başlayan furya bugün özel sektörün elinde devasa bir sektöre dönüştü. Öyle ki, TV'de yılda kaç yeni yerli dizi yayına girdiği sorusuna net yanıt verebilecek kimse yok. Reyting yarışında başarısız olanlar ya da yorgun düşenler gözlerinin yaşına bakılmadan yayından kaldırılıyor. En çok izlenen televizyon kan a l - ları atv, Kanal D, Show TV ve Star, yeni yayın döneminde 22'si yeni, toplam 44 yerli diziyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bunlardan dördü ilk aylarını görmeden yayından kaldırıldı. Yapımcılar, tüm ulusal kanallardaki yeni dizilerle bu rakamın bir yıl içinde 100 ila 130 arasında değiştiğini söylüyor. Bu rakamlara tekrar eden diziler dahil değil. Medya Takip Merkezi'nin rakamlarına göre, 2007'nin ilk sekiz ayında yeni, eski ya da tekrar olarak atv'de 35, Fox'ta 34, Show'da 37 yerli dizi gösterildi.
3'TE 2'Sİ DİZİLERDEN
TNS Piar adlı araştırma şirketinin yaptığı bir araştırmaya göre; Türk halkının yüzde 87'si yerli dizileri izliyor. Hal böyle olunca yerli diziler, TV kanallarının iştahını kabartıyor. RTÜK standarına göre, yayıncı kuruluş 90 dakikalık bir dizinin içine dört reklam kuşağı sokabiliyor. Eli yüzü düzgün yüzde 7.5'in üstünde reyting yapan bir dizinin tek bölümü kanala 500 bin dolara kadar gelir getirebiliyor. Aslına bakılacak olursak, televizyon kanalları finansmanlarının yaklaşık üçte ikisini prime time (televizyonların en çok izlendiği 20- 23 arası) saatlerinde yayınlanan dizilere borçlu. Diğer bir deyişle TV'ler dizi yarışına girmeye mahkumlar. Dizi piyasası yıllık 600 milyon YTL'nin üstünde ciro yapan dev bir pazar. Bir dizi filminin tek bir bölümü ortalama 100 ila 150 bin YTL'ye mal oluyor. Büyük bir starın oynamadığı kaliteli bir dizi için yapımcının bölüm başına en 175 bin YTL'yi gözden çıkarması gerekiyor. Bir dizide teknik ekibinden oyuncusuna, set asistanından montajcısına yaklaşık 70 kişi çalışıyor. Film ekibinden yaklaşık 35-40 işçi sette arka planda görev yapıyor. Genelde dört senarist diziyi yazıyor, yedi stüdyo elemanı montaj, kurgu seslendirme işleriyle uğraşıyor, üç kişi ise ofisle saha kadrosu arasında ilişkiyi sağlıyor.
ÜCRETLER DEĞİŞKEN
Dizilerin başlangıçta ortalama 15 kişilik bir oyuncu kadrosu oluyor, bu sayı yeni karakterlerin diziye eklenmesiyle 22'ye çıkıyor. Genco gibi üniversite ortamında geçen bol figüranlı dizileri saymazsak her bölümde yüz kadar figüran kullanılıyor. Set işçileri ve oyuncular zor koşullarda haftada 5-6 gün 15-16 saat çalışıyor. Setteki en ucuz işçi haftada 350 ila 500 YTL arası kazanıyor. Ücretleri Türkiye ortalamasının üstünde olsa da işleri düzenli değil. Her an işsiz kalabilirler. Senaristler ise dizinin cirosunun yüzde beşini kendi aralarında paylaşıyorlar. En çok izlenen TV kanalları, yapımcılara, dizi başına 180 ila 220 bin YTL arasında ücret ödüyor. Başrol oynayan çok tanınmamış bir dizi oyuncusu bölüm başına haftada 3 ila 10 bin YTL kazanıyor. Kurtlar Vadisi ve Aliye gibi çok tutan dizilerin starlarının ücretleri ise haftada 25 ila 70 bin YTL'ye kadar varabiliyor
BAŞLARKEN
Neredeyse tek "sosyal faaliyeti" televizyon izlemek olan Türk insanı kültürel olarak kendi yaşantısına örf ve adetine yakın gördüğü yerli televizyon dizileriyle yatıyor, onlarla kalkıyor. Avrupa Yakası ile kahkahalara boğuluyor, Kurtlar Vadisi'yle Türkiye'nin siyasi ve mafyatik gündemini izliyor, Bıçak Sırtı'yla rüyalar âlemine dalıyor. Ailenin bir arada izleyebileceği formatta hazırlanan diziler, hayatımızda öylesine etkili ki, dizinin repliklerine göre espri yapıyor, yayın akışına göre yemek saatlerini ayarlıyor, eş dost ziyaretlerinin günlerini belirliyoruz. Herkesin bir dizisi, herkesin kendisiyle özdeşleştirdiği bir dizi kahramanı var. SABAH hayatımızın ayrılmaz bir parçası yerli televizyon dizilerinin dosyasını açıyor. Yapımcılar, starlar, set işçileri, yayıncı kuruluş yöneticileri dizi dünyasını ve onun bilinmeyen sırlarını anlatıyor. Kimler bu işin ceremesini çekiyor kimler sefasını? Yıllık 600 milyon YTL'nin üstünde paranın döndüğü, starların haftada 70 bin en vasıfsız işçilerin 500 YTL kazandığı sektörde herkes şikâyetçi, herkes dertli. Hepsi ve daha fazlası, arkası yarın yayınlanacak 32 kısım tekmili birden "Hayatımız Dizi" yazı dizisinde...
Her şey TRT'nin 1975 yılında Müjde Ar'ı üne kavuşturan Aşk-ı Memnu dizisini siyah beyaz ekranlara taşımasıyla başladı. Beyaz perdeden beyaz cama geçişle başlayan furya bugün özel sektörün elinde devasa bir sektöre dönüştü. Öyle ki, TV'de yılda kaç yeni yerli dizi yayına girdiği sorusuna net yanıt verebilecek kimse yok. Reyting yarışında başarısız olanlar ya da yorgun düşenler gözlerinin yaşına bakılmadan yayından kaldırılıyor. En çok izlenen televizyon kan a l - ları atv, Kanal D, Show TV ve Star, yeni yayın döneminde 22'si yeni, toplam 44 yerli diziyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bunlardan dördü ilk aylarını görmeden yayından kaldırıldı. Yapımcılar, tüm ulusal kanallardaki yeni dizilerle bu rakamın bir yıl içinde 100 ila 130 arasında değiştiğini söylüyor. Bu rakamlara tekrar eden diziler dahil değil. Medya Takip Merkezi'nin rakamlarına göre, 2007'nin ilk sekiz ayında yeni, eski ya da tekrar olarak atv'de 35, Fox'ta 34, Show'da 37 yerli dizi gösterildi.
3'TE 2'Sİ DİZİLERDEN
TNS Piar adlı araştırma şirketinin yaptığı bir araştırmaya göre; Türk halkının yüzde 87'si yerli dizileri izliyor. Hal böyle olunca yerli diziler, TV kanallarının iştahını kabartıyor. RTÜK standarına göre, yayıncı kuruluş 90 dakikalık bir dizinin içine dört reklam kuşağı sokabiliyor. Eli yüzü düzgün yüzde 7.5'in üstünde reyting yapan bir dizinin tek bölümü kanala 500 bin dolara kadar gelir getirebiliyor. Aslına bakılacak olursak, televizyon kanalları finansmanlarının yaklaşık üçte ikisini prime time (televizyonların en çok izlendiği 20- 23 arası) saatlerinde yayınlanan dizilere borçlu. Diğer bir deyişle TV'ler dizi yarışına girmeye mahkumlar. Dizi piyasası yıllık 600 milyon YTL'nin üstünde ciro yapan dev bir pazar. Bir dizi filminin tek bir bölümü ortalama 100 ila 150 bin YTL'ye mal oluyor. Büyük bir starın oynamadığı kaliteli bir dizi için yapımcının bölüm başına en 175 bin YTL'yi gözden çıkarması gerekiyor. Bir dizide teknik ekibinden oyuncusuna, set asistanından montajcısına yaklaşık 70 kişi çalışıyor. Film ekibinden yaklaşık 35-40 işçi sette arka planda görev yapıyor. Genelde dört senarist diziyi yazıyor, yedi stüdyo elemanı montaj, kurgu seslendirme işleriyle uğraşıyor, üç kişi ise ofisle saha kadrosu arasında ilişkiyi sağlıyor.
ÜCRETLER DEĞİŞKEN
Dizilerin başlangıçta ortalama 15 kişilik bir oyuncu kadrosu oluyor, bu sayı yeni karakterlerin diziye eklenmesiyle 22'ye çıkıyor. Genco gibi üniversite ortamında geçen bol figüranlı dizileri saymazsak her bölümde yüz kadar figüran kullanılıyor. Set işçileri ve oyuncular zor koşullarda haftada 5-6 gün 15-16 saat çalışıyor. Setteki en ucuz işçi haftada 350 ila 500 YTL arası kazanıyor. Ücretleri Türkiye ortalamasının üstünde olsa da işleri düzenli değil. Her an işsiz kalabilirler. Senaristler ise dizinin cirosunun yüzde beşini kendi aralarında paylaşıyorlar. En çok izlenen TV kanalları, yapımcılara, dizi başına 180 ila 220 bin YTL arasında ücret ödüyor. Başrol oynayan çok tanınmamış bir dizi oyuncusu bölüm başına haftada 3 ila 10 bin YTL kazanıyor. Kurtlar Vadisi ve Aliye gibi çok tutan dizilerin starlarının ücretleri ise haftada 25 ila 70 bin YTL'ye kadar varabiliyor
'Gelişmekte olan ülkelerin talebi büyümeyi körükler'
Coca Cola'nın COO'su Kent, dünyanın resesyona gireceği görüşüne katılmadığını söyleyerek, 'Gelişen ülke talebi ekonomiyi körükler' dedi..
The Coca Cola Company'nin Başkanı ve COO'su (Chief Operating Officer) Muhtar Kent, dünya ekonomisinin resesyon sürecine gireceği görüşüne katılmadığını söyleyerek, "Gelişmekte olan ülkelerde öyle güçlü bir talep var ki, tüm dünya ekonomisini körükler" dedi. ABD'de de ciddi bir ekonomik durgunluk olmayacağına inandığını belirten Kent, FED'in faiz indirimlerinin bu yönde yardımcı etken olacağını ifade etti. Sabancı Üniversitesi'nin ev sahipliği yaptığı Central and East European Management Development Association (CEEMAN) konferansı için İstanbul Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen gecede konuşan Muhtar Kent, küreselleşme ve liderlik hakkındaki görüşlerini de dile getirdi. Küreselleşmenin daha önce yaşanmış hiçbir sürece benzemediğini kaydeden Kent, bunun nedeninin 'görülmemiş bir hızla yayılabilme' olduğunu söyledi.
NEFES KESİCİ BÜYÜME
Kent, hayatın her alanının katlanarak nefes kesici bir büyüme yaşadığını anlatarak, "Örneğin ilk kısa mesaj 1992'de atılmıştı. Bugün bir günde atılan kısa mesaj sayısı dünya nüfusunu aşıyor. Sadece bu yıl üretilen yeni bilginin miktarı geçmiş 5.000 yılın toplamının daha fazla olacak" dedi. Bu şartlar altında küreselleşmenin olumlu ya da olumsuz olarak nitelenmesinin mümkün olmadığını kaydeden Kent, şöyle konuştu: "Küreselleşmeyi olumlu bir güce çevirmek insanların elinde. Sürdürülebilir ve çevreye, insana duyarlı bir büyüme sağlamak gerek. Bu amaç için hem hükümet hem de sivil toplum kuruluşlarına önemli rol düşüyor." İş dünyası ile akademinin işbirliğinin şart olduğunun da altını çizen Kent, şunları söyledi: "Öğrencileri sınıflardan çıkarıp gerçek dünyanın rekabet şartlarını göstermek gerek. Bu sadece stajlarla mümkün olmaz. İş, müfredatın bir parçası haline gelmeli. Bugüne kadar çok da iyi başarılamayan iş dünyası-akademi işbirliği bu amacı gerçekleştirmek için çalışmalı."
The Coca Cola Company'nin Başkanı ve COO'su (Chief Operating Officer) Muhtar Kent, dünya ekonomisinin resesyon sürecine gireceği görüşüne katılmadığını söyleyerek, "Gelişmekte olan ülkelerde öyle güçlü bir talep var ki, tüm dünya ekonomisini körükler" dedi. ABD'de de ciddi bir ekonomik durgunluk olmayacağına inandığını belirten Kent, FED'in faiz indirimlerinin bu yönde yardımcı etken olacağını ifade etti. Sabancı Üniversitesi'nin ev sahipliği yaptığı Central and East European Management Development Association (CEEMAN) konferansı için İstanbul Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen gecede konuşan Muhtar Kent, küreselleşme ve liderlik hakkındaki görüşlerini de dile getirdi. Küreselleşmenin daha önce yaşanmış hiçbir sürece benzemediğini kaydeden Kent, bunun nedeninin 'görülmemiş bir hızla yayılabilme' olduğunu söyledi.
NEFES KESİCİ BÜYÜME
Kent, hayatın her alanının katlanarak nefes kesici bir büyüme yaşadığını anlatarak, "Örneğin ilk kısa mesaj 1992'de atılmıştı. Bugün bir günde atılan kısa mesaj sayısı dünya nüfusunu aşıyor. Sadece bu yıl üretilen yeni bilginin miktarı geçmiş 5.000 yılın toplamının daha fazla olacak" dedi. Bu şartlar altında küreselleşmenin olumlu ya da olumsuz olarak nitelenmesinin mümkün olmadığını kaydeden Kent, şöyle konuştu: "Küreselleşmeyi olumlu bir güce çevirmek insanların elinde. Sürdürülebilir ve çevreye, insana duyarlı bir büyüme sağlamak gerek. Bu amaç için hem hükümet hem de sivil toplum kuruluşlarına önemli rol düşüyor." İş dünyası ile akademinin işbirliğinin şart olduğunun da altını çizen Kent, şunları söyledi: "Öğrencileri sınıflardan çıkarıp gerçek dünyanın rekabet şartlarını göstermek gerek. Bu sadece stajlarla mümkün olmaz. İş, müfredatın bir parçası haline gelmeli. Bugüne kadar çok da iyi başarılamayan iş dünyası-akademi işbirliği bu amacı gerçekleştirmek için çalışmalı."
İran, ABD ordusunu terörist ilan edecek
İran Parlamentosu, Amerikan Haberalma Teşkilatı (CIA) ile ABD ordusunu 'terörist örgüt' ilan eden bir tasarıyı gündemine almayı kabul etti. 215 milletvekilinin hazırladığı tasarıda, "Saldırgan ABD ordusu ve CIA, terörü besliyorlar" denildi. Tasarının kabul edildiği oylama açık yapıldı. Kaynaklar, İran lideri Ahmedinecad'ın bu adımının, ABD Senatosu'nun İran Devrim Muhafızları'nı terörist örgüt ilan etmesine misilleme amacı taşıdığını belirtiyor.
'Blackwater' tanıkları konuştu
16 Eylül'de Irak'ın başkenti Bağdat'ta 11 sivili öldüren özel güvenlik şirketi Blackwater'ın katıldığı çatışmanın video görüntüleri yayınlandı. ABD'nin hakkında soruşturma başlattığı olay hakkında üçü trafik polisi 5 görgü şahidi Washington Post gazetesine konuştu. Polis memuru Sarhan Taib, "Geldiklerinde trafiği durdurduk. Ama onlar yavaşlamayan bir otomobile aniden ateş açtılar. Sonra da bir otobüsü taradılar" dedi. Ali Halaf ise iddiaları reddederek "Zırhlı araçlara ateş açmak mı? Buna kimse inanmaz" diye konuştu.
Aşk mektubunda dilbilgisi hatası Sarkozy'yi yaktı
Fransa liderinin taşıdığı aşk mektubunun eşi Cecilia'ya yazıldığı açıklaması 'yalan' çıktı. Kanıt ise bir erkeğe hitap edildiğini gösteren fiil kullanımı..
Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin bir toplantı çıkışı taşıdığı görülen aşk mektubunun yankıları sürüyor. Partisi UMP'den Isabelle Balkany'nin "Ben onu eşi Cecilia'ya yazdım" şeklindeki açıklaması inandırıcı bulunmadı. Fransız uzmanlar buldukları küçük bir detaydan yola çıkarak mektubun bir kadına değil bir erkeğe yazıldığı sonucuna vardı.
ESKİ SEVGİLİSİ OLABİLİR
"Sanki seni yüzyıllardır görmemiş gibiyim" anlamına gelen "Jail l'impression de ne pas t'avoir vu" cümlesi eğer bir kadına yazılmış olsaydı "vu" kelimesinin sonuna "e" harfi eklenmesi gerekiyordu. Le Monde gazetesi yazarı Robert Sole "Diyelim ki mektup Cecilia Sarkozy'ye yazıldı. Peki neden eşi Bakanlar Kurulu toplantısında bu mektubu dosyasında taşıyordu" sorusunu sordu. Fransızlar satırların sahibini arıyor. Akıllara gelen ilk isim ise Sarkozy'nin eski sevgilisi Anna Fulda.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin bir toplantı çıkışı taşıdığı görülen aşk mektubunun yankıları sürüyor. Partisi UMP'den Isabelle Balkany'nin "Ben onu eşi Cecilia'ya yazdım" şeklindeki açıklaması inandırıcı bulunmadı. Fransız uzmanlar buldukları küçük bir detaydan yola çıkarak mektubun bir kadına değil bir erkeğe yazıldığı sonucuna vardı.
ESKİ SEVGİLİSİ OLABİLİR
"Sanki seni yüzyıllardır görmemiş gibiyim" anlamına gelen "Jail l'impression de ne pas t'avoir vu" cümlesi eğer bir kadına yazılmış olsaydı "vu" kelimesinin sonuna "e" harfi eklenmesi gerekiyordu. Le Monde gazetesi yazarı Robert Sole "Diyelim ki mektup Cecilia Sarkozy'ye yazıldı. Peki neden eşi Bakanlar Kurulu toplantısında bu mektubu dosyasında taşıyordu" sorusunu sordu. Fransızlar satırların sahibini arıyor. Akıllara gelen ilk isim ise Sarkozy'nin eski sevgilisi Anna Fulda.
Köprüdeki ayı ağla kurtarıldı
Bilgöl'de geçen ay piknikçilerin taş ve sopalı saldırısı sonucu katledilen ayı yavrusunun görüntüleri hâlâ hafızalardan silinmedi. Öte yandan ABD'de bir köprünün altına sıkışan ayıyı kurtarmak için hayvanseverlerin ve yetkililerin gösterdiği çaba, ders verdi. Nevada eyaletinde araçlardan kaçarken köprü altına sıkışan 120 kiloluk ayı, uzun uğraş sonucu kurtuldu. Uyuşturucu iğneyle sakinleştirilen ayı ağın içine düşürülerek yakalandı.
'Buyur Barney önce sen geç!'
ABD Başkanı George Bush, BM Genel Kurul toplantıları nedeniyle bir hafta ihmal ettiği köpeği Barney'nin gönlünü almakta zorlandı. Barney'nin, New York'tan Washington'a dönen Başkan Bush'a "sitemi" objektiflere de yansıdı. Diğer zamanlarda Başkan Bush'u görünce büyük bir sevince kapılan ve kucağına atılan Barney'nin bu kez "ayak diremesi" ve sahibinden uzak durması dikkat çekti. Beyaz Saray'ın kapısına doğru yönelen Başkan Bush, Barney'nin arkada kaldığnı görünce içeri girmedi. Kapının önünde durup Barney'ye seslendi. Ama Barney, sahibinin kucağına gitmek yerine yan çizdi. Barney'nin küskünlüğünü gören Başkan Bush, "Buyur Barney! Önce sen geç!" dercesine Beyaz Saray'ın kapısını açıp kenara çekildi.
Penisiyle tablo yapan ressam işi büyüttü
Penisini bir fırça gibi kullanan ve kendine 'Pricasso' diyen Güney Afrikalı ressamın Johannesburg'daki atölyesi müşteriden geçilmiyor. Başında, üzerinde 'Pricasso' yazan şapkası ile tuvalin arkasına geçen Tim Patch, karşısına oturttuğu Olga Braude'nin portresini kısa bir sürede bitirdi. Patch'in atöyesinin duvarlarını ise, penisiyle yaptığı ABD Başkanı Bush ile İngiltere Kraliçesi Elizabeth gibi ünlü kişilerin portreleri süslüyor.
Pakistan'da avukatlara dayak
Pakistan'da 6 Ekim'deki seçimler öncesinde Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in aday olmasına karşı çıkan yüzlerce avukat dün sokaklara döküldü. "Müşerref defol" sloganları atan avukatlar Pakistan liderinin Genelkurmay Başkanlığı'nı bırakarak aday olmasını talep etti. Cop ve gözyaşartıcı gaz kullanan polis, 20 avukatı gözaltına aldı. Bu arada Müşerref'in başkan adaylığı da kabul edildi.
Beyonce'nin Malezya konseri 'örtüye' takıldı
Seksi şarkıcı Beyonce Knowless'ın 1 Kasım'da Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da vereceği konser, ülkenin giysi kurallarına takıldığı için iptal edildi. Organizatörler, önceki gün konserin yapılmayacağını açıkladı. Ulusal Malezya Öğrenciler Birliği, geçen ay yaptığı 10 bin kişilik gösteride, sahnede seksi giysiler giymeyi tercih eden Beyonce'nin, gençliğin ahlakını bozacağını belirtmiş ve güzel şarkıcının kapalı giysilerle sahneye çıkmasını istemişti. Beyonce, Malezya yerine 5 Kasım'da Çin'de sahne alacak.
Endonezya'da yanardağ alarmı
Endonezya'da bilim adamları Doğu Cava'daki Kelud Yanardağı'nın faaliyete geçebileceğine dair alarm verirken, yanardağın eteklerinde yaşayan binlerce kişinin tahliye edilebileceği bildirildi. ..
Endonezya Yanardağ Araştırmaları Kurumundan Yan Mulyana, son dört günde volkanik sarsıntılar ve ısı artışının yanardağda patlamalar olacağı endişesine yol açtığını, yöre sakinlerinden uzak durmalarının istendiğini söyledi. Halktan soğukkanlı olunmasını ve söylentilere itibar etmemesini istediklerini belirten Mulyana, yöre sakinlerine yanardağın etrafındaki 5 kilometrelik bir alanın dışında kalmaları tavsiyesinde bulunduklarını ifade etti.
Endonezya'nın ikinci büyük kenti Surabaya'dan 78,5 kilometre uzaklıkta olan Kelud, 1731 metre yüksekliğe sahip. Kelud, 1919 yılında faaliyete geçtiği sırada yaklaşık 5 bin kişinin ölümüne neden olmuştu.
Endonezya Yanardağ Araştırmaları Kurumundan Yan Mulyana, son dört günde volkanik sarsıntılar ve ısı artışının yanardağda patlamalar olacağı endişesine yol açtığını, yöre sakinlerinden uzak durmalarının istendiğini söyledi. Halktan soğukkanlı olunmasını ve söylentilere itibar etmemesini istediklerini belirten Mulyana, yöre sakinlerine yanardağın etrafındaki 5 kilometrelik bir alanın dışında kalmaları tavsiyesinde bulunduklarını ifade etti.
Endonezya'nın ikinci büyük kenti Surabaya'dan 78,5 kilometre uzaklıkta olan Kelud, 1731 metre yüksekliğe sahip. Kelud, 1919 yılında faaliyete geçtiği sırada yaklaşık 5 bin kişinin ölümüne neden olmuştu.
Diana soruşturması başlıyor
İngiltere'de Yüksek Mahkeme tarafından yürütülecek Prenses Diana'nın ölümüyle ilgili soruşturma 2 Ekimde başlıyor. Sayıları 25 olan adayların arasından seçilecek 11 jüri üyesinin de görev alacağı soruşturma, Prenses Diana ile arkadaşı Dodi El Fayed'in 10 yıl önce Paris'te geçirdikleri kazanın suikast olup olmadığını ortaya çıkarmayı hedefliyor.
Dodi El Fayed'in Mısırlı milyoner iş adamı babası Muhammed El Fayed tarafından yapılan baskılar sonucunda başlatılan soruşturmada sürpriz isimlerin tanık koltuğuna oturtulması da bekleniyor. The Sunday Telegraph gazetesi, Muhammed El Fayed'in avukatlarının daha önce Prens Charles ve Kraliçe II. Elizabeth'in kocası Prens Philip'in tanık olarak dinlenmesi yönünde girişimlerde bulunduklarını hatırlatırken, bu iki ismin yanına şimdi Kraliçe'nin adının da eklendiğini yazdı.
Gazetenin haberinde, Kraliçe II. Elizabeth'in tanık olarak dinlenmesi için yazılı başvurunun yapıldığı belirtildi. Kraliyet ailesinin soruşturmayı yürütecek mahkemede herhangi bir şekilde temsil edilmeyeceği, ancak yargıç Scott Baker'ın Kraliçe, Prens Philip ya da Prens Charles'ın dinlenmesi yolunda karar vermesi halinde böyle bir girişimde bulunacağı belirtiliyor.
El Fayed'in ''Prenses ile oğlum Dodi evlenmeye hazırlandıkları için öldürüldüler'' iddiasını ele alacak mahkeme, soruşturması sırasında Paris'teki kaza yerinde de incelemelerde bulunacak. Bunun için mahkeme heyeti ve jürinin söz konusu ülkeyi ziyaret etmelerinin beklendiği belirtildi.
Önümüzdeki Mart ayına kadar sürmesi beklenen soruşturma boyunca özellikle Prens Philip'in zor günler yaşayacağı yorumunu yapan İngiliz basını, Prens Philip'in İngiliz gizli servisleriyle birlikte Prensesin ölümüne yol açan suikastın düzenleyicileri arasında bulunduğuna dair iddialara dikkat çekti.
İngiltere'de ülke dışındaki bir şüpheli ölümle ilgili davanın görülemediği hallerde mahkemelerin soruşturma yapma yetkisi bulunuyor. Bu çerçevede açılan dava için öncelikle 227 jüri üyesi adayı belirlendiği, bu rakamın elemeyle 25'e indirildiği ve jüride yer alacak 11 kişinin 2 Ekimde açıklanacağı kaydedildi. Bu kişiler görevleri boyunca 24 saat koruma altında olacak.
kaynak:sabah.com.tr
Dodi El Fayed'in Mısırlı milyoner iş adamı babası Muhammed El Fayed tarafından yapılan baskılar sonucunda başlatılan soruşturmada sürpriz isimlerin tanık koltuğuna oturtulması da bekleniyor. The Sunday Telegraph gazetesi, Muhammed El Fayed'in avukatlarının daha önce Prens Charles ve Kraliçe II. Elizabeth'in kocası Prens Philip'in tanık olarak dinlenmesi yönünde girişimlerde bulunduklarını hatırlatırken, bu iki ismin yanına şimdi Kraliçe'nin adının da eklendiğini yazdı.
Gazetenin haberinde, Kraliçe II. Elizabeth'in tanık olarak dinlenmesi için yazılı başvurunun yapıldığı belirtildi. Kraliyet ailesinin soruşturmayı yürütecek mahkemede herhangi bir şekilde temsil edilmeyeceği, ancak yargıç Scott Baker'ın Kraliçe, Prens Philip ya da Prens Charles'ın dinlenmesi yolunda karar vermesi halinde böyle bir girişimde bulunacağı belirtiliyor.
El Fayed'in ''Prenses ile oğlum Dodi evlenmeye hazırlandıkları için öldürüldüler'' iddiasını ele alacak mahkeme, soruşturması sırasında Paris'teki kaza yerinde de incelemelerde bulunacak. Bunun için mahkeme heyeti ve jürinin söz konusu ülkeyi ziyaret etmelerinin beklendiği belirtildi.
Önümüzdeki Mart ayına kadar sürmesi beklenen soruşturma boyunca özellikle Prens Philip'in zor günler yaşayacağı yorumunu yapan İngiliz basını, Prens Philip'in İngiliz gizli servisleriyle birlikte Prensesin ölümüne yol açan suikastın düzenleyicileri arasında bulunduğuna dair iddialara dikkat çekti.
İngiltere'de ülke dışındaki bir şüpheli ölümle ilgili davanın görülemediği hallerde mahkemelerin soruşturma yapma yetkisi bulunuyor. Bu çerçevede açılan dava için öncelikle 227 jüri üyesi adayı belirlendiği, bu rakamın elemeyle 25'e indirildiği ve jüride yer alacak 11 kişinin 2 Ekimde açıklanacağı kaydedildi. Bu kişiler görevleri boyunca 24 saat koruma altında olacak.
kaynak:sabah.com.tr
Erdoğan: Son çırpınışları
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, terörle mücadelenin kararlılıkla devam ettiğini belirterek, "Beytüşşebap saldırısının mücadeleyi kesintiye uğratamayacağını" söyledi.
Başbakan Erdoğan bugün öğle saatlerinde Birleşmiş Milletler 62. Genel Kurul çalışmaları dolayısıyla yaptığı ziyareti tamamlayarak ABD'den yurda döndü. Ankara Esenboğa Havaalanında açıklama yapan Erdoğan yurtdışında olduğu sırada Beytüşşebap'ta gerçekleştirilen saldırıya değindi.
Başbakan Erdoğan, dün Beytüşşebap'ta 13 kişinin hayatını kaybettiğini terörist saldırıyı anımsatarak, bu hain saldırıda ebediyete intikal eden tüm vatandaşlara, şehitlere Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, şunları kaydetti:
''Tabii ki bizim bu konudaki kararlılığımız kesinlikle sona ermeyecektir. Bunlar hiçbir zaman bizim mücadelemizi bir kısıntıya uğratmayacaktır. Aynı kararlılıkla terörle mücadele devam edecektir.Bu konudaki kararlılığımız aslında teröristlerin şu andaki son çırpınışlarının da işaretidir diye inanıyorum. Son dönemde özellikle güvenlik güçlerimizin vermiş oldukları bu kararlı mücadele karşısında artık sivil vatandaşlarımızı hedef alacak şekilde bu yönlere doğru yaptıkları saldırıları kaydırmaya başladılar. Her ne kadar bunların içerisinde köy korucusu vatandaşlarımız varsa da ama bunlar karşılığını muhakkak bulacaktır, kararlılığımız sonuna kadar devam edecektir.''
kaynak:sabah.com.tr
Başbakan Erdoğan bugün öğle saatlerinde Birleşmiş Milletler 62. Genel Kurul çalışmaları dolayısıyla yaptığı ziyareti tamamlayarak ABD'den yurda döndü. Ankara Esenboğa Havaalanında açıklama yapan Erdoğan yurtdışında olduğu sırada Beytüşşebap'ta gerçekleştirilen saldırıya değindi.
Başbakan Erdoğan, dün Beytüşşebap'ta 13 kişinin hayatını kaybettiğini terörist saldırıyı anımsatarak, bu hain saldırıda ebediyete intikal eden tüm vatandaşlara, şehitlere Allah'tan rahmet diledi. Erdoğan, şunları kaydetti:
''Tabii ki bizim bu konudaki kararlılığımız kesinlikle sona ermeyecektir. Bunlar hiçbir zaman bizim mücadelemizi bir kısıntıya uğratmayacaktır. Aynı kararlılıkla terörle mücadele devam edecektir.Bu konudaki kararlılığımız aslında teröristlerin şu andaki son çırpınışlarının da işaretidir diye inanıyorum. Son dönemde özellikle güvenlik güçlerimizin vermiş oldukları bu kararlı mücadele karşısında artık sivil vatandaşlarımızı hedef alacak şekilde bu yönlere doğru yaptıkları saldırıları kaydırmaya başladılar. Her ne kadar bunların içerisinde köy korucusu vatandaşlarımız varsa da ama bunlar karşılığını muhakkak bulacaktır, kararlılığımız sonuna kadar devam edecektir.''
kaynak:sabah.com.tr
Adı bile yetti
G.Saray, seyircisinden ve Hakan, Lincoln, Hasan Şaş, Ayhan, Sabri gibi ilk 11'in değişmez isimlerinden yoksun çıktığı derbide kazanmayı bildi. Dereli'nin skoru belirleyen penaltı kararına Beşiktaş isyan etti ..
G.Saray'ın teknik direktörü 'Kel Mahmut' tadında takılıyor geldiğinden beri... Yaramazlık yapanları fena 'cıss' yapıyor. 'Bilenler'in işine karışılmaz ama devir o devir mi? Tartışılır. Özet! Sahada olması beklenenler tribünde, tribünde özlenenler evlerinde... Kadro 'hallaç pamuğu' olunca, G.Saray temkinli oynuyor. Konuk da tedbiri bırakmıyor. Oyunda mücadele var. Ama özellikle ilk 20 'kalesiz' geçiyor. Hafif de olsa baskı özellikle 20'den sonra Beşiktaş'tan geliyor. Ama ilk golü bulan yine de ev sahibi... Arda'nın soldan kullandığı korneri önce Nonda tamamlamak istiyor. Bir Hakan çıkartıyor çıkartmasına ama, öbür Hakan atıyor, dakika 23. Tüm zamanların en 'kardeş kardeş' derbisi, 43'te biraz hareketleniyor. Balta'nın pasında pozisyona giren Karan, topu Nonda'ya değil de Arda'ya atsa belki de 2 olacak. G.Saray'ın bulamadığını 44'te Beşiktaş buluyor. Serdar Özkan'ın ceza sahasında çevirdiği top Tello'ya ulaşınca, o da şık golünü ağlara yapıştırıyor. İkinci yarıda karşılıklı direnç sürerken daha organize olup da gol arayan taraf G.Saray. Ama 49-63 arasında Arda-Balta, Arda- Nonda, Nonda-Barış-Hakan, Volkan- Nonda-Arda, Arda-Karan'ın adlarının 'karıştığı' ataklar sonuç vermiyor. En tehlikelisi sonuncusu... Karan'ın soldan Nonda'ladığı top, onu kaleciyle karşı karşıya bırakıyor ama vuruşu yetmiyor. 69'da bir tane daha deniyor Nonda, bu sefer Volkan'ın ortasına 'şaşırtmacalı' vuruyor. Ama gol böyle değil, 77'de Arda'nın düşürülmesiyle kazanılan penaltıdan geliyor.
ZORU ZORLAŞTIRIP KAZANDI
Konuk takıma gelince, Ertuğrul Sağlam, değişiklikler ile biraz daha 'hücum'laştırsa da kurgusunu, aradıkları pozisyonlar gelmiyor. 74'te bir pozisyonları var. Yozgatlı'nın sağdan içeri yolladığı top Bobo'dan önce Song'un kontrolüne geçiyor. Son dakikalardaki 'abluka'ları da yetmiyor. Zoru daha da zorlaştırıp da başaran yine Feldkamp!
kaynak:sabah.com.tr
G.Saray'ın teknik direktörü 'Kel Mahmut' tadında takılıyor geldiğinden beri... Yaramazlık yapanları fena 'cıss' yapıyor. 'Bilenler'in işine karışılmaz ama devir o devir mi? Tartışılır. Özet! Sahada olması beklenenler tribünde, tribünde özlenenler evlerinde... Kadro 'hallaç pamuğu' olunca, G.Saray temkinli oynuyor. Konuk da tedbiri bırakmıyor. Oyunda mücadele var. Ama özellikle ilk 20 'kalesiz' geçiyor. Hafif de olsa baskı özellikle 20'den sonra Beşiktaş'tan geliyor. Ama ilk golü bulan yine de ev sahibi... Arda'nın soldan kullandığı korneri önce Nonda tamamlamak istiyor. Bir Hakan çıkartıyor çıkartmasına ama, öbür Hakan atıyor, dakika 23. Tüm zamanların en 'kardeş kardeş' derbisi, 43'te biraz hareketleniyor. Balta'nın pasında pozisyona giren Karan, topu Nonda'ya değil de Arda'ya atsa belki de 2 olacak. G.Saray'ın bulamadığını 44'te Beşiktaş buluyor. Serdar Özkan'ın ceza sahasında çevirdiği top Tello'ya ulaşınca, o da şık golünü ağlara yapıştırıyor. İkinci yarıda karşılıklı direnç sürerken daha organize olup da gol arayan taraf G.Saray. Ama 49-63 arasında Arda-Balta, Arda- Nonda, Nonda-Barış-Hakan, Volkan- Nonda-Arda, Arda-Karan'ın adlarının 'karıştığı' ataklar sonuç vermiyor. En tehlikelisi sonuncusu... Karan'ın soldan Nonda'ladığı top, onu kaleciyle karşı karşıya bırakıyor ama vuruşu yetmiyor. 69'da bir tane daha deniyor Nonda, bu sefer Volkan'ın ortasına 'şaşırtmacalı' vuruyor. Ama gol böyle değil, 77'de Arda'nın düşürülmesiyle kazanılan penaltıdan geliyor.
ZORU ZORLAŞTIRIP KAZANDI
Konuk takıma gelince, Ertuğrul Sağlam, değişiklikler ile biraz daha 'hücum'laştırsa da kurgusunu, aradıkları pozisyonlar gelmiyor. 74'te bir pozisyonları var. Yozgatlı'nın sağdan içeri yolladığı top Bobo'dan önce Song'un kontrolüne geçiyor. Son dakikalardaki 'abluka'ları da yetmiyor. Zoru daha da zorlaştırıp da başaran yine Feldkamp!
kaynak:sabah.com.tr
Yeni nesil alarm çanları: SMS mesajı ve Facebook
Amerika'da Virginia'da bir öğrencinin, 32 öğrenciyi katlettikten sonra intihar etmesiyle sonuçlanan trajik olaydan ders çıkaran kampüsler, okulların yeniden açıldığı bugünlerde yeni acil durum sistemleri deniyor.
Önceki gün, New York'taki St John Üniversitesi'nin kampüsünde, bir öğrenci elinde tüfeğiyle yürümeye başladıktan 18 dakika sonra, üniversite acil durum birimi 20 bin öğrencisinin cep telefonlarına alarm SMS mesajı göndermişti bile.
Queens'in bu ünlü Katolik üniversitesi, bu yeni alarm mesajı sistemini son aylarda kuran 250 üniversiteden biriydi. St. John Üniversitesi Rektör Yardımcısı James Pellow, "Bu yeni teknolojinin bu kadar kısa sürede lazım olduğu ilk anda bu kadar hızlı sonuç alması, hepimizi çok şaşırttı" diye sistemden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Geçen hafta içinde Wisconsin Üniversitesi'nde, intihara meyilli bir silahlı saldırgan belirdiğinde de üniversite yönetimi kampüs içindeki herkese anında e-mail göndermiş ayrıca ünlü sosyal iletişim sitesi Facebook'a anında alarm ilanı konulmuştu. New York ve Wisconsin'daki her iki olayda kimsenin burnu kanamadan kontrol altına alınırken, öğrencilerin yönlendirilmesi ve anında bilgilendirilmesi de herhangi bir paniğin doğmasına engel olmuştu.
St. John Üniversitesi'nde kurulan sistem, acil durumlarda, uyarı mesajını sadece cep telefonlarına göndermekle kalmıyor, yurtlardaki ve sınıflardaki dijital panolara, kampüsteki bütün bilgisayarlara, çağrı cihazlarına, PDA'lara da gönderiyor. St John Üniversitesi'nin gönderdiği, "Güvenlikten; Kampüste tüfekli bir adam var. İkinci duyuruya kadar binanızdan ayrılmayın. Şüpheli kontrol altında ancak, her şeyden emin olununcaya kadar lütfen bekleyin" şeklindeki mesaj, o kadar kısa sürede gönderilmişti ki, şüpheliyi yakalamaya yardım eden öğrenci, şüphelinin üzerine atlarken, mesajın titreşimini cebinde hissettiğini kaydediyor.
New York Emniyet Müdürü Ray Kelly de genç kuşağın yeni nesil iletişim konusundaki donanımına dikkat çekerek, acil durumlarda bu tür teknolojik imkânlardan yararlanılmasının sonuçlarının çok olumlu olduğunu ifade etti. Pew araştırma kuruluşu tarafından 2006 yılında yapılan bir kamuoyu yoklamasında, 18-29 yaş arası gençlerin yüzde 70'inden fazlasının cep telefonu sahibi olduğu ve bunların yüzde 92'sinin telefonunu SMS mesajlaşmasına açık olduğu belirlenmişti.
kaynak:sabah.com.tr
Önceki gün, New York'taki St John Üniversitesi'nin kampüsünde, bir öğrenci elinde tüfeğiyle yürümeye başladıktan 18 dakika sonra, üniversite acil durum birimi 20 bin öğrencisinin cep telefonlarına alarm SMS mesajı göndermişti bile.
Queens'in bu ünlü Katolik üniversitesi, bu yeni alarm mesajı sistemini son aylarda kuran 250 üniversiteden biriydi. St. John Üniversitesi Rektör Yardımcısı James Pellow, "Bu yeni teknolojinin bu kadar kısa sürede lazım olduğu ilk anda bu kadar hızlı sonuç alması, hepimizi çok şaşırttı" diye sistemden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Geçen hafta içinde Wisconsin Üniversitesi'nde, intihara meyilli bir silahlı saldırgan belirdiğinde de üniversite yönetimi kampüs içindeki herkese anında e-mail göndermiş ayrıca ünlü sosyal iletişim sitesi Facebook'a anında alarm ilanı konulmuştu. New York ve Wisconsin'daki her iki olayda kimsenin burnu kanamadan kontrol altına alınırken, öğrencilerin yönlendirilmesi ve anında bilgilendirilmesi de herhangi bir paniğin doğmasına engel olmuştu.
St. John Üniversitesi'nde kurulan sistem, acil durumlarda, uyarı mesajını sadece cep telefonlarına göndermekle kalmıyor, yurtlardaki ve sınıflardaki dijital panolara, kampüsteki bütün bilgisayarlara, çağrı cihazlarına, PDA'lara da gönderiyor. St John Üniversitesi'nin gönderdiği, "Güvenlikten; Kampüste tüfekli bir adam var. İkinci duyuruya kadar binanızdan ayrılmayın. Şüpheli kontrol altında ancak, her şeyden emin olununcaya kadar lütfen bekleyin" şeklindeki mesaj, o kadar kısa sürede gönderilmişti ki, şüpheliyi yakalamaya yardım eden öğrenci, şüphelinin üzerine atlarken, mesajın titreşimini cebinde hissettiğini kaydediyor.
New York Emniyet Müdürü Ray Kelly de genç kuşağın yeni nesil iletişim konusundaki donanımına dikkat çekerek, acil durumlarda bu tür teknolojik imkânlardan yararlanılmasının sonuçlarının çok olumlu olduğunu ifade etti. Pew araştırma kuruluşu tarafından 2006 yılında yapılan bir kamuoyu yoklamasında, 18-29 yaş arası gençlerin yüzde 70'inden fazlasının cep telefonu sahibi olduğu ve bunların yüzde 92'sinin telefonunu SMS mesajlaşmasına açık olduğu belirlenmişti.
kaynak:sabah.com.tr
Türk internet kullanıcıları Avrupa'nın en yavaş dördüncü geniş ağına sahip
İngiltere'de faaliyet gösteren Enformasyon Teknolojisi Keşif Vakfı tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, Türk internet kullanıcılarının Avrupa'nın en yavaş dördüncü geniş ağ sistemine (broadband) sahip olduğunu ortaya koydu.
15 Avrupa ülkesindeki geniş ağ hızlarını karşılaştıran araştırmacılar, Türkiye'nin saniyede 2 megabit hızla (mbps) bu alanda 12. olduğunu açıkladı.
Listenin ilk sırasında saniyede 21,7 megabit hıza sahip Finlandiya yer alırken, ikinciliğe saniyede 18,2 megabit hıza sahip İsveç otururken, üçüncü sırada da saniyede 17,6 megabit hızla Fransa bulunuyor.
Diğer ülkeler 4'üncü Hollanda (8,8 mbps), 5'inci Polonya (7,5 mbps), 6'ncı Almanya (6 mbps), 7'nci Macaristan (3 mbps), 8'inci Slovakya (2,8 mbps), 9'uncu İngiltere (2,6 mbps), 10'uncu İsviçre (2,3 mbps), 11'inci İrlanda (2,2 mbps) diye sıralanırken, 12'inci Türkiye'yi 1.6 mbps ile 13'üncü olarak Çek Cumhuriyeti, 1,2 mbps ile 14'üncü olarak İspanya izliyor.
Yunanistan ise 1 mbps ile listenin sonuncusu olabildi.
kaynak:sabah.com.tr
15 Avrupa ülkesindeki geniş ağ hızlarını karşılaştıran araştırmacılar, Türkiye'nin saniyede 2 megabit hızla (mbps) bu alanda 12. olduğunu açıkladı.
Listenin ilk sırasında saniyede 21,7 megabit hıza sahip Finlandiya yer alırken, ikinciliğe saniyede 18,2 megabit hıza sahip İsveç otururken, üçüncü sırada da saniyede 17,6 megabit hızla Fransa bulunuyor.
Diğer ülkeler 4'üncü Hollanda (8,8 mbps), 5'inci Polonya (7,5 mbps), 6'ncı Almanya (6 mbps), 7'nci Macaristan (3 mbps), 8'inci Slovakya (2,8 mbps), 9'uncu İngiltere (2,6 mbps), 10'uncu İsviçre (2,3 mbps), 11'inci İrlanda (2,2 mbps) diye sıralanırken, 12'inci Türkiye'yi 1.6 mbps ile 13'üncü olarak Çek Cumhuriyeti, 1,2 mbps ile 14'üncü olarak İspanya izliyor.
Yunanistan ise 1 mbps ile listenin sonuncusu olabildi.
kaynak:sabah.com.tr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)